Özel mektup örneği - Aşk mektup örneği - sevgi mektup örneği

Ayrılık üzerine aşk mektubu


Sen gittin.. Bir zifiri karanlık, bir zından yalnızlığı, ağır bir boşluk bıraktın geride. Gittin ve dönmeyeceksin bir daha. Haklısın gidişinde, bu aşkı bitirmekte haklısın. Tek söz söyleyemedim. Yüzüne bakamadım. Karşında ağlamadım. Eridim, tükendim, bittim. Sonsuzlukta bir insan nasıl olur.. sesi soluğu nasıl duyulur?

Elveda aşkım.. Elveda sevgilim. Sen kendini hiç böyle gereksiz, böyle değersiz, böyle yapayalnız hissettin mi? Ayrılık ölüm kadar acı ve soğuk.Aynalara bakıyorum. Aynada gördüğüm ben değilim. Gözlerim cehennem ateşi.. dudaklarım mühürlenmiş. Ellerim titriyor. Yüreğim kızgın demirlerle dağlandı. Yokluğunun bedeli çok ağır sevgilim.

Sevinçlerim, hayallerim, umutlarım, renkli dünyam elveda.. Elveda yaşamak.. Yaşamın anlamı elveda. Kimse farkında değil yokluğunun. Sensiz ne hallerde olduğumu kimse bilmiyor. Anlamıyor yitip giden bir aşkın kederini.

Düne kadar en yücesini yaşadım mutluluğun, ayaklarımın altından kayıp gidiyordu toprak, denizlerin ovaların üstünde uçuyordum. Güneş kadar yakındı bana aşk. Güneş kadar sıcak ve parlak. Bıraktın birdenbire, kanatlarım kesildi. Hızla çakıldım yere, boşluğun içindeyim, şimdi hiçbir şeyim.Oysa dünyanın en zenginiydim. Bütün çiçekler bizim için açardı, bizim için ballanırdı meyveler, ekinler bizim için bereketli, sular bizim için çağlardı. Şimdi toz duman içinde kızgın bir çöldeyim. Yönümü yolumu şaşırdım. Sam rüzgarlarına bıraktım gövdemi, sürüklenmekteyim.

Sen bensiz nasılsın, bilmiyorum. Rahat mısın, mutlu musun, bu kadar çabuk beni unutur musun?.. Nasıl birden mazi olursun?

Düne kadar gözlerinden aşkı içtiğim, dudaklarında yüreğimi erittiğim, uğruna bıçaklar çekip dünyaya meydan okuduğum ey sevgili nerdesin? Kimlesin?.. kimlerlesin?.. Kimlerle oynaşır gönül eğlersin? Ben burada, terk edip gittiğin yerdeyim.

Elveda aşkım.. Elveda birtanem.. Elveda sevgilim! Elveda sana..

Özlem üzerine aşk mektubu


Sevgilim

Sen gideli kaç saat oldu ? Kaç gün geçti, kaç hafta..? Saymadım.. Bana yüzyıllar geçmiş gibi geliyor. Son anda sen giderken gözlerinin buğusunu bıraktın.. Şimdi sis içinde bütün dünya. Çiçekler gözyaşlarımı içti, sen onları kırağı sanırsın, çiy sanırsın.. oysa hepsi benim gözyaşlarımla ıslak..

Sevgilim özlüyorum seni.. Bir balta indirildi, içimden bir ağaç köküyle devrildi. Gözlerimden akan yaştan belli değil mi, içim kanıyor. Özlem bir bulut gibi sarıyor beni, kuşatıyor . Seni sevmek bir sonsuzluk gibi büyüyor içimde. Haftanın her gününe, geçen her saate senin adını verdim. Senin adınla başlıyor mevsimler, yıllar sen varsan içinde, geçerli...

Özlem bir yağmur gibi yağıyor üstüme. Damlalar yüreğime vuruyor. Gecenin karanlığında bir başınayım.Uykularım bölük pörçük. Bütün rüyalarımda sen.. gözlerim kapanır kapanmaz gözlerin yaklaşıyor. Sonra bir rüzgar alıp seni, benden uzaklara götürüyor.

Geceler boyu sabahlayıp uğruna, boşluğa düştüğüm sevdiğim, bir tanem, gözbebeğim.. Yüreğimden mühürlendim sana.. Şiirler havalanıyor kuşlar gibi, şarkılar ağlıyor yokluğuna.. Sevgilim hayatı sende buldum ben, tükenirsem sen tüketirsin beni.

Yoksun, gittin, tek başına koydun... Bu nasıl bir özlemdir, kendi gövdem ateşten bir gömlek.. yanıyorum..Yetti artık, yetiş n'olur dayanamıyorum.

Platonik aşk üzerine mektup



Sana uzaktan bakıyorum. Sana bakmak inanılmaz mutlu ediyor beni. Sen gidince aklım da senin peşinden sürüklenip gidiyor, yüreğim de.. Yanında biri mi var, ona bir şey mi söylüyorsun, onunla gülüyor musun.. içim yanıyor. Ama senden sonra gördüğüm o insan birden senden biri oluyor. Senin baktığın her yer artık güzel, senin konuştuğun her insan, özel oluyor.

Sen evine şu yollardan gidiyorsun. Ardından yürüyorum. Beni fark etmiyorsun. Önünden geçtiğin evlere, gölgesinde yürüdüğün ağaçlara, her gün bindiğin otobüse bakıyorum. Senin gözünle bakıyorum. Sen yokken de o yollardan defalarca geçiyorum. Senin kokun, senin havan, senin havan sinmiş havaya.. Sanki seni soluyorum.

Akşamları ne yaparsın acaba? Sofraya oturduğun zaman yanında kimler var? Hangi yemeği severek yersin, neyi sevmezsin? Kitap okur musun? Hangi kitapları seversin? Ne tür filmlerden hoşlanırsın? Televizyon izler misin? Gece sokağa çıkar mısın? Arkadaşlarınla en çok neye gülersin? En çok kim kızdırır seni..Hangi futbol takımını tutarsın?

Bilmeliyim. Senin hakkındaki bütün ayrıntıları öğrenmeliyim. Çünkü ben de o filmlere gideceğim, ben de o dizileri izleyeceğim, ben de o yemekleri seveceğim ya da nefret edeceğim. Bilmeliyim. Baştan kuruyorum dünyamı. Seninle yaşamaya başlıyorum.

Onca kalabalığın içinde, karmaşık yaşamın ortasında eğer sen varsan daha seni görmeden bir kuş gibi çırpınmaya başlıyor yüreğim. Bir ışık çarpıyor yüzüme, bir sıcaklık yürüyor göğsümde. Anlıyorum ki sen varsın. Sen ordasın. Sen gelmişsin. Bakmadan, başımı çevirip seni görmeden varlığının farkındayım.

Ey uzak uzak baktığım.. göz göze gelmeden, saçını okşamadan, değil bir rüyayı bir cümleyi paylaşmadan sevdiğim sevgilim. Bir aşk filiz verdi, fidan verdi, kök saldı içimde. Onu sana göstermek için ömrümü veririm.

Karşılıksız aşk üzerine mektup



Seni ne çok sevdim ben. Ne çok gözyaşı döktüm senin için. Geceleri sen yatağında meleklerin kanatlarıyla uçarken ben penceremin önünde senin rüyana girmek için dua ederdim. Bir bakışına, bir dudak kıvrımında titreşen gülüşüne ulaşmak için dünyanın bütün çiçeklerini önüne sererdim.

Şiirler, şarkılar, sevgiler içimde tutuşan bir ateş, onun yangınında senin için kül kesildim. Ağır hastalar geceyi zor geçirir. Sabahı bekler kırgın yürekler, hasta umutlar, yalnız ruhlar. Yalnızdı gecelerim. Hastaydı gecelerim. Kan kaybından giden bir yaralı gibi umarsızdı gecelerim. Bir uçurumun kenarına beni taşıyan karabasandı gecelerim. Adına yalnızlık dedim. Sensizlik dedim.. Sen beni bilmedin, beni tanımadın, beni sevmedin.. Bu bir ölümdü, bu bir fermandı .. Bıçak kesmez artık beni, ip asmaz, çeküller yüreğimi taşımaz. Yaşamak mümkün değil, yalnızlık karanlık kapılarıyla üstüme kapandı. Amansız acılar içindeyim.

Ey Sevdiğim.. Ben seni ne çok sevdim. Dünya bildi, bir sen bilmedin. Yalnızlığın diğer adı aşka karşılık almamaktır. Kaçılamayacak kadar yakın, tutulamayacak kadar uzak bir yerdesin.. Benim aşkıma yalnızlık kucak açtı. Senin yokluğuna dokundum, içim yandı. Odamın çıldırtan sessizliğinde sana seslendim. Yankısı döndü dolaştı, senin kapıların bana kapalı. Kendi sesim yine bana ulaştı. Anladım ki beni hiç duymayacaksın.

Sana sitem edemem. Sana kırılamam. Bir tek dileğim var senden, son bir tek isteğim. O da MUTLU OLMAN.

MUTLU OL SEVDİĞİM.. BİRİCİĞİM.. AŞKIM. NEREYE, KİME GİDERSEN GİT YETER Kİ SEN MUTLU OL...
ü
İhanet üzerine mektup



Sana hiçbir şey söylemek istemiyorum. Bütün sözcükler yetersiz.. Hiçbir şey yazmak istemiyorum. Engin denizlerde kulaç attığım, üstüme gökkuşağını kuşandığım bu aşk yalanmış. Şimdi karanlık sularda boğuluyorum. Gökyüzü kurşun gibi ağır. Ne yana dönsem yalan. Gülüşler yalan, vaatler yalan..İnsanlar yalan. Ben seni mi sevdim..Senin gözlerinle mi baktım dünyaya.. senin ellerinle mi çiçek derledim.. sevinçti, aşktı göğsüme bastım. Kocaman bir yalanı seninle mi yaşadım?

Gözlerine baktığım zaman cennet bahçesine geçerdim.. Bir aldatmacaymış, kötü bir rüya.. Kötülüğün bile bir yüzü vardır, bir görünüşü.. ama en beteri buymuş.. bu aldatmaca. Bir masal olsaydın razıydım, bir şiir olsaydın, alır saklardım.Güzel bir yüz kalırdı senden geriye, hoş bir anı.. kimsenin dokunamıyacağı bir tarih. Ama hiçbir şey kalmadı.. Bir yokluğu varsaymışım. Bir HİÇe sarılmışım. Çölde serap bile değilsin. Serabın gizli ışığı vardır. Sen ışığı yutan karanlık.. bir kör kuyu.. Ben kör kuyularda kaynak suyu aramışım.

Nasıl olsa biterdi bu aşk. Ama unutulmaz bir hatıra, gençliğin en güzel anısı olarak kalsaydı.. Sen hiçbir şeyin değerini bilmedin. Kökün çürük, yaprağın kül, meyvan zehirmiş. Ben seni aşkın yerine koymuş aldanmışım. Kabahat sende değil, ben insan tanımamışım.

Sana karşı öfke duymuyorum, kırgın değilim, kızgın değilim.. Çünkü sen zaten yokmuşsun. Asıl kızılacak kişi benim.. Küçücük bir toz tanesini bir mücevher sanmışım. Senin ihanetin bana koymadı..Beni kahreden, beni yokeden, beni bin pişman eden tek şey.. bir aşk yaratmış tek başına yaşamışım. Sen zaten yokmuşsun ki.. senin neyine yanayım?


Sevgiliden özür dilemek için mektup



Sevgilim sana nasıl söyleyeceğim, nasıl yazacağım.. Kelimelerim yetersiz, kalemim tutuk. Sana öyle hasretim ki bütün sözler ifadesiz. Senden önce yaşamamışım, senden önce ben ben değilmişim.Sen gittiğinden beri yine kendimde değilim. Seninle yaşadıklarım yetmiyor, anılar kalbimin acısını dindirmiyor.Ayrılık kapıyı çaldı, seni benden aldı.. artık içeri hiç kimse giremiyor.

Sevemiyorum kimseyi, gözlerim senden başkasını görmüyor. Ellerim senden başkasına gitmiyor. Dudaklarım senden başkasını öpmüyor. Geceleri bir yorgan gibi çekip üstüme, karanlığı örtüyorum. Uzak yıldızların ışığı bile bu karanlığı delip geçmiyor. Yıldız yok, ay yok, bulut yok.. umut yok sevgilim. Umutsuz yaşanmıyor.

Sokağa çıksam attığım adımlar boşlukta geziniyor, yağmurlar yağsa damlalar bana seni söylüyor. Çiçeklerin boynu bükük, güneş bitmiş. Dünya benden hesap soruyor. Bu ceza çok ağır sevgilim, bana reva gördüğün bu ceza çekilir gibi değil. Yüreğim sökülüyor.

Hatamı biliyorum, yanlışın farkındayım. Senden özür dileyecek yüzüm yok. İstersen kapının eşiğinde küçük bir taş olayım itip kaktığın, yeter ki uzaklara fırlatıp atma beni. Pencerende bir kuş olayım, elinin tersiyle uçurma beni. İnce parmaklarında solgun bir çiçek olayım, buruşturup kırma beni..

Susup gittin, çekip gittin. Bir namlunun ucuna kurşunu sürüp gittin. .Ama öyle kaskatı öyle ağır ki ruhum, can damarım kesilse bir damla kanım akmaz. Gözlerim ufka dikili, bir küçük kızıl ışık bekliyorum senden..Bir aydınlık teli.. Bir umut.. affeder misin beni?




Nazlı sevgiliye aşk mektubu


Biliyorum sen de seviyorsun beni. Gözlerinden okunuyor, uyku gibi, yağmur gibi, duman gibi aşk dökülüyor gözlerinden. Beni sevmediğini söylerken dudaklarının kıvrımında öyle bir işaret görüyorum ki sevdiğini söylüyor. Elini tutuyorum, elimi iterken elin, yanarak titriyor.

Biliyorum sen de seviyorsun beni. Bazen hiç ses vermiyorum sana, beni çağırıyorsun, adımı sesleniyorsun, yüreğin beni arıyor. Uzaklara giderken beni de alıp götürüyorsun, yoksa bu kadar çınlar mıydı kulaklarım ?. Akşam yıldızına bakarken ben geçiyorum aklından, yıldız birden ışığa kesiyor.

Beklenmedik bir zamanda, umulmadık bir yerde ansızın karşıma çıkıyorsun, gözlerimiz karşılaşınca yüzünü çeviriyorsun. Benim yanaklarım alev alev..senin dudakların nar çiçeği.. bir rüzgar esiyor aramızdan görmezden geliyorsun. En yaşanacak zamanda saatler boşa akıyor, çileler sarıyorsun.

Sevgilim, benim nazlı sevgilim.. Neden bu cefa ? Neden susuyorsun? Aramızda niçin bu kadar insan, neden bu kadar engel koyuyorsun ? Sevgilim her şey bahane.. bütün söylediklerin.. Kelebek kanadı kadar ince, yağmur damlası kadar temiz bir aşk bu.. Korkmana, kaçmana gerek yok




Bir zamanlar, aşkın, sevdanın, sevginin mal olmadığı günlerde insanlar sevdiklerine mektup yazarlardı. Mal olmayan kavram saygı gören bir kavramdır. O yüzden sevda, aşk saygı görür, insanlar yaratıcıya duyulan saygıyla karışık hayranlığa da aşk derler, doğaçlama şiir okuyanları da aşık diye adlandırırlardı. O zamanlar gerçi seçim yoktu ama olsa da aşk kavramı seçim sloganı olmazdı.
Neyse efendim sevgiliye mektup gönderip tutkunluğu, kıskançlığı anlatıp, kırgınlıkla sitemi dile getirmek o derecede yaygındı ki... bu duyguları anlatacak sözcükler maddelerle somutlaştırılırdı. Muhabbet dili de diyebileceğimiz bu somutlaştırmada çiçek, sebze, eşya adlarının, renklerin yakıştırılan (ve çoğu adlarla kafiyeli) anlamları olurdu. İşte o maddeler bir arada yazılı mektupların yerini alır, maddelerin bulunduğu mendil, kese vb. taşıyıcılar “muhabbetname/ sevgi mektupları” diye adlandırılırdı.
Bilmeyenler için burada bir açıklama yapmam gerekecek, muhabbet sevgi kadar bağlılık ve dostluk anlamlarını da içeren bir sözcüktür. Bu yüzden eski metinlerde “aşk” sözüne eklenerek bu kavramı pekiştirir: “Aşk-ı muhabbet”.
Muhabbetnameler
Türkiye’ye elçi olarak atanan kocasıyla birlikte 1712’de İstanbul’a gelen Lady Montagu arkadaşlarına yazdığı mektuplardan birinde muhabbetnameleri anlatıp örnek verir:
“Bir muhabbetname ele geçirdim; bu içinde birçok şey bulunan bir kesedir.. Sırasıyla çıkacak şeylere göre tercümesini yazayım:
‘İnci :Sensin güzellerin genci. Karanfil: Karanfilsin kararın yok/ Gonca gülsün tımarın yok/ Ben seni çoktan severim/ Senin benden haberin yok. Pul: Derdime derman bul. Kâat (kağıt) Bayılırım saat saat. Armut: Ver bana bir umut. Sabun :Aşkınla oldum zebun (güçsüz). Kömür: Ben öleyim size ömür Gül: Ben ağlayayım sen gül. Hasır: Olayım sana esir. Çuha: Üstüne bulunmaz baha. Tarçın: Sen gel, ben çekeyim senin harcın(masrafın).Çıra: Aşkınla oldum çıra. Sırma: Gözünü benden ayırma. Saç: Başıma sensin taç. Üzüm: A benim iki gözüm. Tel: Ölüyorum tez gel. Biber : Bana yok mu bir haber’.
Görüyorsunuz, bu muhabbetname manzumdur. Zannediyorum ki Türk erkeklerinde bu çeşit muhabbetnamelerde kullanılmak üzere bir milyon mısra var. Renk, çiçek, ot, meyve, çalı, çakıl taşı, tüy yoktur ki özelliğini göstererek düzenlenmiş bir dizesi olmasın.”
İngiliz hanımefendi, Osmanlı haremlerindeki sohbetlerinde anlaşılan yalnızca erkeklerin muhabbetnameleriyle ilgili bilgi almış. Oysa kadınlar da bu tür muhabbetnameler gönderirlermiş. Musahipzade Celal, “İstanbul Efendisi” adlı piyesinde, erkeklerle haberleşmesin, sevda ilişkileri yaşamasın diye okuma yazma öğretilmeyen bir genç kız, İstanbul Efendisi’nin (bir tür belediye reisi) kızı, beğendiği delikanlıya attığı mendille adresini bildirir. Delikanlı bu tür haberleşmelerin cahili olduğu, bu mendildeki maddelerden bir şey anlamadığı için bu işleri bilen yaşlı bir kadından yardım ister.
Kadın mendili şöyle yorumlar: “Mendil pembe. Pembe, gönlüm sende. Bu kız seni beğenmiş. Mendilin bir köşesinde altı tane mermer parçası var. Demek Altımermer’de oturuyor. Mendilin bu köşesi ıslak mıydı, çeşmenin karşısıymış. Hah burada da aşı boyası var, evleri aşı boyalı.”
Kadınlar beğendikleri erkeğe böyle anlamlı işaretler göndermeyi, sorumluluğu erkeğin yorumuna bırakmayı hep sürdürmüşler ki F.Celal (1895-1975) “Eldebir Mustafendi” öyküsünde tedavi için evine uğradığı dul kadının ilgisinin nedenini de, cebine konan muhabbetnameyi de anlamayan utangaç bir dişçiyi anlatır: “Cebinden birinci nevi, dört buçuk zıvanalı bir paket çıkardı. ‘Sen anlarsın, dedi, bu ne demektir?’ İçini açtım, üç sigara vardı, birinin ucu yanmıştı, ikisi de yatar gibi yan yana konmuştu. ‘Bunun manası ne olacak dedim. Hediye eden seni seviyor, ateşinden yanıyor, seninle yan yana yatmak istiyor.’ “ Mustabey, böyle yasadışı bir aşkı reddedecektir.
Sözsüz , maddelerle haberleşme yollarından biri de, ikram edilen, gönderilen, yol üstüne konarak gösterilen yiyecekler/ yemeklerle haberleşmekmiş. Prof. Dr. Süheyl Ünver, 1886’da yazılan Lisan-ı Ezhar (Zahirelerin Dili) adlı kitapçıktan bu yiyeceklerin, bazen bir mektup kadar uzun anlamlarını aktarmıştır: “Yoğurt: Gönlünü benden soğut. Bizi avut. Pirinç: Yanındakinden vazgeç. Âleme ettin bizi gülünç. Sabah kahvesini bizde iç. Biber: Ciğerim yanar tüter. Maydanoz:Tenha mıdır odanız? Gelirse güzel gelsin, çirkin almaz midemiz. Bakla: Al beni sinende sakla. Börülce:Efendim keyfin nice? Nohut: Al beni sinende uyut. Enginar:Gönül otağını kurmuş, efendisiyle cengi var. Piyaz: Eylerim Hakka niyaz (dua, yalvarma). Kereviz: Daha neler görürüz, yaprağını deleriz, ele geçse nazlı yar, biz murada ereriz. Ekmek: Murada ermek, maksadım seni öpmek. Neden bizi terketmek?”
Verdiğim örnekler hep eski İstanbul’dan. Halkbilim öteki şehirlerde bu yolda haberleşmeler olduğunu saptamıştır kuşkusuz. Çok uzak bir ülkede Japonya’da kadınların duygularını çiçek düzenlemeleriyle eşlerine duyurduklarını biliyoruz. (Adam ikebena öğrenmemişse ne söylendiğini anlamaz, kavga da çıkmaz!) Çiçeklerin de anlamları varmış. Hatta Reşat Ekrem Koçu, eşcinsel aşklarda da çiçeklerin belli anlamları olduğunu belirtir. Örneğin fulyayı sarığına takan delikanlı “yoluma altınlar harcanır”, elinde tutan ise “beni tenhaya götür” demek istermiş.
Kafiyeli mektuplar
Okuma yazma bilmeyen kadın ve erkekler, eğer dolambaçlı yollarla uğraşmak istemezlerse devlet daireleri çevresindeki arzuhalcilere (dilekçe yazanlara ) mektup yazdırırlarmış. Aldıkları mektupları okuturlarmış. Arzuhalciler de, dilekçe yazma alışkanlığıyla, aşk mektuplarının başlangıçları için de kalıplar bulmuşlar: “Tende canım, kaşı kemanım.”, “Meleksima canım, gül yüzlü şahım, derde dermanım.”
Kafiyeli mektup metinleri uydurmuşlar: “(...) gözüm yaşı ile yazıldı bu mektup. Nuş edip aşkın hun ile ciğer dolsun (aşkı içip ciğer kanla dolsun), aşifte gönül derd ile dahi beter olsun. Siz de buna şahit olun, hercai dilber sevmeyeyim bir dahi tövbeler olsun.”
Bugün bize gülünç gelen bu kalıplar kuşkusuz zamanında çok canlar yakmış.
Bu yapmacıklı dilin ısmarlama mektuplarda olduğunu, kültürlü sevgililerin birbirlerine yazdıklarında böyle abartıların bulunmadığını Ahmet Mithat Efendi ile Fitnat Hanım’ın 1876’da yazdıkları mektuplarda görürüz. Onlarda şu biçimde şakalar vardır ancak: “durun size bir beddua edeyim, inşallah yakın zamanda öyle üşütürsünüz ki sizi ancak gövdemin ateşi ısıtır.” Ne var ki bu mektuplar, başkasının eline geçmemesi için olmalı, elden gönderilir. Eski zamanlardır... Aşk engellenemezse de ayıplanır.
Aşka konulan yasaklar
Eski zamanlarda demiştim, bu eski zamanlarda yasaklar da vardı. Bu yasaklar sevgililerin genel yerlerde yan yana gelmelerini, konuşmalarını engellerdi. Yazdıkları hem alaysı dili hem belgesel niteliğiyle günümüzde de okunması gereken Ahmet Rasim (1865-1932) o yasaklar döneminin kendi yaşadığı yıllarını “sokakta yan yana yürümek, dükkan içinde, tramvayda , vapurda durup konuşmak, arabaya beraber binmek mümkün değildi, tenhalarda sen benimsin ben senin az çok tehlikeliydi “ diye özetler. Sonra da “işmar”, “ parola” da denen “muhabbet dili”yle nasıl anlaşılıp buluşulduğunu anlatır : “Evlerimiz karşı karşıya. Cuma sabahı oldu mu, pencereden işmarlaşırız. Evvela ben çıkarım. Yürürüm. O da beş dakika sonra çıkar... Ben onu çeşmenin önünde beklerim. Gözüktü mü yine yürürüm. Deniz kenarına kadar birbirimize yaklaşmayız. Oradan yan yana yürürüz.” Yazar bu işaretlerin sevgililer arasında anlaşmalara bağlı kişiye özel anlamlar kazandığına da değinir : “iki sevgilide tepeden tırnağa kadar vücuda, örtünüşe giyinişe dair ne varsa her biri zaman ve mekana göre bir hissin, bir cümlenin hatta uzun bir konuşmanın anlamlı işaretleri olurdu.” Bu özel işaretler, anlamını başkaları sezemeyeceğinden, sokakta, gezi yerlerinde tehlikesizce verilebilirmiş. Yazar kendi yaşamından da örnekler verir , evli olan sevgilisi eğer saçını topuz yapmışsa uzak yapmamışsa yakın bir yere gideceğini, yaşmak takmışsa saçındaki tarağın sağda ya da solda oluşuna göre annesini ya da kayınvalidesini görmek zorunda olduğunu anlatırmış.
Birbirlerini daha tanımayanlar arasında da anlamı genel “işmar”lar alınıp verilir, erkekler kadınların işmarlarını öksürmek, paça düzeltmek için durmak, kibrit çakmak gibi davranışlarla yanıt verirlermiş.
Şemsiye, baston, yelpaze gibi eşyaların yardımıyla, elin yüzün çeşitli bölgelerine götürülüşüyle, göz kırpışla işaretleşip anlaşmanın, buluşmanın, birbirine sitem etmenin hatta küçük kavgaların gerçekleştirilebilmesi günümüzde olanaksız geliyor.
Sevdalar masallardan çıkıp televizyon ekranında yarışma oldu da ondan zahir!



sevgiliye..
Gözlerinin gözlerime deydiği o ilk anda çatırdattın yüreğimin aynasını. Yüreğimin sevmekle görevlendirilmiş en hassas noktasına dokundun seni gördüğüm gün. Ruhuma beni seveceksin diye emir veren kıdemli asker gibiydi güzel gözlerin. Kirpiklerinin her bir teli, beni göz hapsine aldığında nöbet tuttular kaçmamam için. Oysa yeryüzünün en mutlu esiriydi o an gözlerinin esiri olan gözlerim. İşte o günden beri sen ve ben yokuz, biz varız, deli dolu sevgimiz, unutulması güç anılarımız var. Şimdi senin sesinden defalarca dinlediğim şiirin dizeleri çınlıyor kulaklarımda. Sevgileri yarınlara bıraktınız? Biz bırakmadık, bitmeyen işler yüzünden yanlış tanımadık birbirimizi. Doğan her yeni gün bizim için el değmemiş yepyeni bir tuval oldu. Her defasında farklı bir şekilde birbirine karıştırdık ruhumuzun renklerini. Bir fırça darbesi senden, sonraki benden. Bendeki kırmızı sende ki beyazla, ikimizin pembesiyle hatta bize ait olmayan siyahla harmanlandı çok zaman. Ne çıktıysa ortaya ikimizin eseriydi. Mutluluk, hüzün, tutku, özlem, sevgi, aşk tabloları çizdik beraber.
Düşünüyorum da ; ne çok şey yaşadık seninle ve ne çok güzel şeyi sığdırabilmeyi başardık geçen zamana. Şimdi sana ait ne varsa aşkı çağrıştırıyor bende. Senin kokun beraberinde aşkı getiriyor uzaklardan. Her sözünde bir aşk hikayesi saklı haberin yok. Gözlerin! Gözlerin ölümsüz aşk şarkılarına ilham verecek güzellikte. Bundan olmalı ki; uzun zaman aralıklarında düşünüyorum seni. Bir şeylerin ertelenmiş halisin sen. Tüm sıkıntılarıma mola verdiren dakikalarda saklı senin hayalin. Ne zaman aklıma gelsen aydınlanıyor karanlıklarım. Umutsuzluklarımı, korkularımı, mutsuzluklarımı göz ardı edip, seni düşünüyorum büyük bir haz duyarak. Henüz kendime dahi izah edemediğim bir duygu bu. Adını koymayı başaramadığım, daha önce yaşanmamış türden duyguların başkahramanı oldun sen. O, zırhlara bürünmüş, kabuğunun çatlamasından korkan adamı yok etti geçen zaman. Zırhlarını eritti aşkın ateşi, şimdi kırılan kabuğun altında yatan seni yaşıyorum günbegün. Nasıl sıcaksın, nasıl sevgi dolu, ne kadar şefkatli ve ne çok sevilmeye değer. İşte bu yüzden beni sana getiren adımlar birbirleriyle yarışıyor çoğu zaman. Sırt çantama ikimize de yetecek kadar umut, mutluluk ve tebessümü sığdırarak geliyorum yanına. Ve sen yalnızlığımın üstünü örten sıcacık bir sevgi oluveriyorsun içimde. Bana dost oluyorsun, bana yoldaş, bana sırdaş oluyorsun, bana yar, bana yar oluyorsun daha ilk günden beri.
Şimdi sen yanı başımda şarkılar söylüyorsun, gitarının telleri ağlıyor, ve ben yazıyorum. Sana ve seni yazıyorum bu gece, dinle sevgilim dinle?
Bastırılmış duyguların, eğitilmemiş ruhların, sindirilmiş yüreklerin harcı değildir aşk.
Sınırları önceden belirlenmiş sevdalara örnek olalım diye zorladım sınırları. Tel örgüleri aştı, mayınlarla çarpıştı yüreğim seni sınırsız sevebilmek için. Sende kendimi buldum ben. Bendeki seni sevdim delice. Şimdi ikiniz beraber büyüyorsunuz, bir sen birde sevda.
Bak; her şeyden geçtim, cevabını bilmediğim sorulara yanıt aramıyorum artık. Nereye varacağımızı bilmesem de huzurla aynı yolda yürüyorum seninle. Dünü boş verdim, yarınlar önemini çoktan yitirdi yanında olduğum bu günü yaşarken. Belki sonu olmayanım belki de sonsuza kadarımsın kim bilir? ?

Seni Seviyorum?


Ayrılık üzerine aşk mektubu


Sen gittin.. Bir zifiri karanlık, bir zından yalnızlığı, ağır bir boşluk bıraktın geride. Gittin ve dönmeyeceksin bir daha. Haklısın gidişinde, bu aşkı bitirmekte haklısın. Tek söz söyleyemedim. Yüzüne bakamadım. Karşında ağlamadım. Eridim, tükendim, bittim. Sonsuzlukta bir insan nasıl olur.. sesi soluğu nasıl duyulur?

Elveda aşkım.. Elveda sevgilim. Sen kendini hiç böyle gereksiz, böyle değersiz, böyle yapayalnız hissettin mi? Ayrılık ölüm kadar acı ve soğuk.Aynalara bakıyorum. Aynada gördüğüm ben değilim. Gözlerim cehennem ateşi.. dudaklarım mühürlenmiş. Ellerim titriyor. Yüreğim kızgın demirlerle dağlandı. Yokluğunun bedeli çok ağır sevgilim.

Sevinçlerim, hayallerim, umutlarım, renkli dünyam elveda.. Elveda yaşamak.. Yaşamın anlamı elveda. Kimse farkında değil yokluğunun. Sensiz ne hallerde olduğumu kimse bilmiyor. Anlamıyor yitip giden bir aşkın kederini.

Düne kadar en yücesini yaşadım mutluluğun, ayaklarımın altından kayıp gidiyordu toprak, denizlerin ovaların üstünde uçuyordum. Güneş kadar yakındı bana aşk. Güneş kadar sıcak ve parlak. Bıraktın birdenbire, kanatlarım kesildi. Hızla çakıldım yere, boşluğun içindeyim, şimdi hiçbir şeyim.Oysa dünyanın en zenginiydim. Bütün çiçekler bizim için açardı, bizim için ballanırdı meyveler, ekinler bizim için bereketli, sular bizim için çağlardı. Şimdi toz duman içinde kızgın bir çöldeyim. Yönümü yolumu şaşırdım. Sam rüzgarlarına bıraktım gövdemi, sürüklenmekteyim.

Sen bensiz nasılsın, bilmiyorum. Rahat mısın, mutlu musun, bu kadar çabuk beni unutur musun?.. Nasıl birden mazi olursun?

Düne kadar gözlerinden aşkı içtiğim, dudaklarında yüreğimi erittiğim, uğruna bıçaklar çekip dünyaya meydan okuduğum ey sevgili nerdesin? Kimlesin?.. kimlerlesin?.. Kimlerle oynaşır gönül eğlersin? Ben burada, terk edip gittiğin yerdeyim.

Elveda aşkım.. Elveda birtanem.. Elveda sevgilim! Elveda sana..

Özlem üzerine aşk mektubu