![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |
![]() |

Tiyatro Oyunu - KÜÇÜK ALİ
KÜÇÜK ALİ
KİŞİLER
KÜÇÜK ALİ (Zeki bir köy çocuğu 12 yaşında) — ANA (iri yapılı bir Türk anası 55 yaşında) —- BÜYÜK BABA (60 yaşında) — RÜSTEM (Neşeli bir köy çocuğu 16 yaşında) — RIFAT KAPTAN (Yağız bir milis çete başkanı 35 yaşında) — ÜÇ MİLİS ÇETE ÜYESİ (Yanık yüzlü efeler) —- DÜŞMAN ÇAVUŞU (Zayıf bir delikanlı) — BEŞ DÜŞMAN ERİ (Narin yapılı erler.)
NOT:
Bu piyeste sözden çok mimiklere yer verilmiştir. 1. Tabloda kar, fırtına, top, makineli tüfek sesleri geriden duyulur. 2. Perdede tabanca sesleri, Polka oyunu iki kişi ile ve hareketli figürlerle tertiplenir. Düşman erleri için izci kıyafetlerinden faydalanılır. Zaruret halinde ana rolü bir erkek öğrenci tarafından yapılabilir.
PROLOG
(Solda ışıklar söner perde aralığından megafonla -varsa mikrofonla- ağır bir tempo ile gür bir ses prologu okur.)
Bin Dokuz Yüz Yirmi Yılındayız... Anadolumuzun içerlerine kadar sokulan düşmanı güzel yurdumuzdan kovmak için millî kuvvetlerimize yardımcı olarak yer yer toplanan bes on kişiden yüz elli iki yüz kişiye kadar çıkabilen milis çetelerimiz kurtuluş savaşımızı feragat ve cesaretiyle desteklemişler; çok yararlı olmuşlardır... Ünlü bir çete başkanı olan Rıfat Kaptan ve arkadaşları bu gönüllü vatanseverlerimizden birkaçıdır... (Hafif) zeki bir Türk çocuğu Küçük Ali... Büyük baba, büyük ana ve Rüstem... Ocak ayında keskin ayaz esen bir akşam... (Perde yavaş yavaş açılırken geriden rüzgâr ve fırtına sesi...)
I. PERDE
Sahne:
Bir köy odası -karşısında bir sedir (divan), bir pencere- yanda birkaç arkalıksız sandalye, duvarda bir lamba, bir saz (bağlama), birkaç Arap harfli levha asılı -yerde bir post- kapıda bir havlu asılı, ana bir post üstüne oturmuş önündeki mangalda maşa ile külleri karıştırmaktadır. Küçük Ali anasının dik duran sol dizi üzerinde ellerini kavuşturmuş, çenesi ellerinin üstünde, anasının yüzüne bakarak bütün dikkatiyle onu dinler.)
ANA (Maşa ile külleri karıştırırken) — O zaman sen dört yaşında idin... Baban, amcan, köyümüzden yüz kadar yiğit davul zurna ile, bayraklarla, dualarla düğüne gider gibi Balkan Savaşına gitmişlerdi. Yıllarca uzak illerde döğüştüler... Gidenlerin yarısından azı köye dönebildi... Babanla amcan da gelenler arasında idi... En sonunda o diyarlar düşmanlara kaldı... Bu defa kâfirler ciğerimize girdi... Durulur mu? Eli silâh tutan yiğitler savaşa gittiler... Ama bu sefer davul zurna yoktu... Gecenin karanlığında ikişer üçer köyden çıktılar...
ALİ — Babam giderken bir görebilseydim ana...
ANA — Sen uyuyordun yavrum... Uyandırmayın diye bizi tembihlediydi...
ALİ — Ben sayıyorum ana... Tam 36 gün olmuş... Tez gelir mi ki?
ANA (Dalgın) — Ehhh... Allah büyüktür... (Büyük baba başında takkesi abdest almış, paltosunu omuzu-na atmış kollarının sularını elleriyle sıyırarak içeri girer.)
ALİ — (Kalkar kapı arkasından asılı havluyu alır, büyük babasının ellerine kor.)
BÜYÜK BABA (Havlu ile kollarını silerken anaya) — Muhtar bir sandık getirdi mi?
ANA — Getirdi... Yıkık tandırın içine koydum... Üstüne toprak bastım... Muhtar öyle tarifledi...
BÜYÜK BABA (Havluyu omzuna atar, sedire oturur, cebinden çıkardığı yün çoraplarım giyerken) — Sandıkları takasıyla getiren o cesur Karadenizlinin alnından bir öpsem...
ANA — Allah vere de kurşunlar tüfeklerine uyaydı...
BÜYÜK BABA — Orada herkes tüfeğine uyan kurşunları alır... Bombaları da aralarında bölüşürler olur biter... Türk´ün ayranı kabarmaya görsün... Bir defa Allah Allah dedi mi... süngü, dipçik, sopa, bunlar hep kırılır da sonra kucak kucağa döğüşür... Türk; şerefli tarihine... dinine... toprağına ve temiz âdetlerine sarsılmaz bir imanla bağlıdır... Şimdi oğulları da bu inanışla döğüşüyorlar... Çünkü her Türk´ün en kıymetli hazinesi bunlardır... O yiğitler hepsi kendileri birer bomba, birer kurşundurlar... Ben camiye gidiyorum... Sen sandığı çukurdan çıkar... Hüseyin´in yorganına güzelce sar... Tekrar çukura koyarken sağma soluna, altına üstüne saman dök... Sonra toprakla üstünü ört... Yaş almasın... Anladın değil mi?
ANA — Anladım, anladım... Şimdi yaparım...
BÜYÜK — Dün gece üç kağnı cephaneyi savuşturduk... Boşaltıp geri dönecekler... Tekrar götürecekler... Bizim sandığın kaç gün gömülü kalacağı belli olmaz...
RÜSTEM (Pencereden bağırır) — Halil amuca... ezan okunuyo...
BÜYÜKBABA — VarıyorumRüstem... Varıyorum. (Çıkar.)
ANA — (Köşede devşirümiş yatağın arasından yorganı ahr. Çıkarken Rüstem girer.)
RÜSTEM — Ne o Zelha ana yazıda mı geceleyeceksin?
ANA (Düşünceli) — öyle edeceğim... Rüstem... (Çıkar.)
RÜSTEM (Bir kenara oturmuş sükûnetle konuşulanları dinleyen Ali´ye neşeli) — Kötü toklu gibi ne düşünüyorsun Ali? (Duvarda asılı sazı gösterir.) Baban şunu nasıl söyletirdi... Cepheden döndüğünde bir vurduralım olmaz mı? (Sazı eline alır, oturur ayak ayak üstüne atar kıvrak bir hava çalmaya başlar.)
ALİ — (Sazı dinler, Rüstem ağır bir havaya çevirince bildiği kadar sesiyle iştirak eder.) ANA — (Yavaşça girer bir kenara oturur.)
RÜSTEM (Parçanın sonunda durur, anaya döner.) — Hüseyin ağamı dört gözle bekliyorum... Ondan dinlemeli bu sazı... Hem gelince düğününü de yapalım... ölenin arkasından ölünmez ya... Sen ihtiyarladın... Üç aydır çektiklerin yüzünden belli... Rençber evi yardımsız olmaz... (Kısa bir sükût.)
ANA (Düşünceli Ali´ye) — Ali! Muhtar bana bir uğrasın de-diydi bakı ver ne diyecek...
RÜSTEM (Ali kalkarken) — Ben de geliyorum Ali... (Sazı duvara asar Ali ile çıkarlar.)
ANA — (Yerinden kalkar, mangalı kenardan alır, köşedeki yatağı ortaya serer, yastığı yorganı üstüne yerleştirirken.)
ALİ (TelâşlaJçeri girer korku ve heyecanla) — Ana... Şehirden üç tane kırbaçlı hükümet adamı gelmiş ömer´lerin evinde bir sandık bulmuşlar... Gelinini, anasını sürüye sürüye dö-ve döve götürmüşler... Hep evleri arayacakmış... Dedemin saklattığı sandıkta onlardan mı ki?..
ANA (Düşünceli, sonra telâşla Ali´nin elinden tutar sahnenin önüne götürür konuşmak için Ali´ye eğilir, duyulmasından korkarak etrafına endişe ile bakar, pencereye koşar, dışarıyı süzer, tekrar Ali´ nin yânına gelir ve hafif sesle) — Onlar gelmeden biz sandığı alıp çıkalım... İki gün yürüyeceğim... (Duvarda asılı duran ceketi Ali´ye giydirir.) Biraz da azık alıverelim... (Çocuğu çekerek çıkarlar.) (Perde kapanır.)
TABLO
Küçük Ali — Ana
Sahne:
(On planda siyah bir perde önünde, donuk bir ışık ancak insanları gösterir, kuvvetli fırtına uğultusu, hafif top ve makineli tüfek seslen, ana sağ omuzunda cephane sandığı sol eliyle Ali´nin sol omuzuna dayanmış sahnenin sağından soluna doğru bitkin bir halde sürüklenir gibi yürümeye çalışırlar; kar yağmaktadır. (Sandık yorganla sarılmış, üzeri urganla bağlanmıştır.)
ANA (Sendelerken) — Ali... Yavrum Ali... ALİ (Anasının yüzüne bakarak) — Buyur ana... ANA — Benim... gayrı ayaklarım... Yer tutmuyor... dermanım kesildi...
ALİ — (Boynunu büker yere bakar.)
ANA — (Dizleri büküle büküle sandığı omuzundan güçlükle indirir basar yığılır gibi yere çöker. Ali´nin yardımı ile sandığı yavaşça yere kor, yüzü seyircilere gelmek üzere yatar, büzülür, başını sandığın üzerine koı; Ali de büzülüp önüne oturur, ana çocuğu kendine çeker, yattığı yerde doğrulmaya çalışarak hırkasını güçlükle çıkarır Ali´nin arkasına kor titrek elleriyle onu sarar, tekrar halsiz yatar.)
A -■— Ali... ben... daha... gidemem... (eliyle yürüdükleri ıstıkan}efi vösterir) şu... karşı... sivrinin... ardın...da... Da., ban... am...can... komşular... düş...manla (biraz canlı) ars-lan...ljır... gibi... döğüşü...yor...lar... bu... san...dığı... sez...dir_..meden... onlara... ulaş...dır... canın...dan... i...yi... tut. (koynuıKıan jjjr parça kuru ekmek çıkarır Ali´ye uzatır. Alı tki}lcğj ajır ısınj-ken hır de soyulmuş soğan verir. Ali bir eline cle soğam a/n- ısırır yüzü halka dönük olduğu halde masumane ekmeği ve soğanı yemeğe devam eder. Ana, yüzü ve goJeri tavana bakarak kollarını açar Ali´ye uzatırken son ^´H´etle ve nefes sesiyle.) san...dığı... sa...na... se...ni de... ••*a-ha... (Başı ve göğsü kalkmak isterken sandığın arkasına diişer^ ah o/anlardan habersiz soğanını ekmeğini ısır-maKtacl,r Anasına dönmeden konuşur.) ALI —. ^cı^ (j,ına gideiim... Ana... sandığı ben alayım (Ya-iım sağa döner Anasını görmeden elini tutar çeker.) Ana... (Done?- ekmeğini soğanını bırakır.) Ana kalk gayrı... (Anasının elim bırakmadan ayağa kalkar) Ortalık ağarmadan varalım... (j\nasımn kolunu çekiştirirken perde kapanır.)
II. PERDE
Küçük Ali — Rıfat Kaptan ve Arkadaşları
Sahne:
(Dağlık fjir araziyi gösterir, sağda bir kır çeşmesi, yanında yagmw-cıa sığınmak için bir kulübe, solda sağda birkaç ağaç, şafak Sökmektedir. Top ve makineli tüfek sesleri fasılalarla daha yct^mdan duyulmaktadır.)
■*• ´ (Sağdan girerken sağ eli ile sandığı tutar, sol eli yerde emekleyerek biraz durur, biraz yürür, etrafı dinler, bir sıç-ıama >´c/pörj gene çöker, emekleyerek kulübenin önüne gelir, dunu ; biraz içeride sandığı sırtından yavaşça indirir duva-ıa daydj- yanma oturur, sırtını sandığa yaslar, ayaklarını
322
uzatır, esner, gerinir, yüzü seyircilere gelmek üzere döner; ellerini sandığın üstüne; başını ellerinin üstüne kor ve uyur...) (Rıfat Kaptan sağ eli alnında gözlerine siper yapmış, sol eli belindeki tabancasının kabzasında ileriyi gözetleyerek sağdan girer, arkasında arkadaşları tüfek kayışları boyunlarından geçmiş sağ elleri dipçik tutmakta, kalpakları geri itilmiş, neşelidirler, çeşmenin arkasından sahneye girerler, çeşmeye doğru giderlerken seslerden uyanan Ali korku ve şaşkınlıkla sıçrar, hemen sandığın üstüne kapanır, Rıfat Kaptan Ali´yi görür arkadaşlarına durmalarını işaret eder, dururlar.) RIFAT KAPTAN (Ali´ye yaklaşır eğilip sırtını okşarken hafifçe omuzuna dokunur) — Kalk bakalım küçük... O altındaki nedir?
ALİ — (Kalkamaz daha çok sandığa yapışır.) RIFAT KAPTAN (Ali´nin ensesinden gömleğini çeker, yukarı kaldırırken Ali sandığa yapışır, Kaptan gülümseyerek) Bak oğlum... biz Türk´üz... bizden korkma... ALİ — (Sandığı bırakmadan başım kaldırır. Kaptanı baştan aşağı süzer, diğerlerine de bakar, sandığı bırakır yanına diz çöker sağ eli sandığın üstünde.)
RIFAT KAPTAN (Sandığı gösterir) — Onu nereden aldın?.. Nereye götürüyorsun?..
ALİ (Eliyle işaret ederek) — Karşı sivrinin altında babam, amucam komşular düşmanla vuruşuyorlarmış, anam bu sandığı onlara iletiyordu... dermanı kesildiği zaman karanlık derede oturdu idik... bana sandığı sen ulaştır dedi... ben de gö-türüyordum yorgunluktan şuracıktı uyuyakalmışım. RIFAT KAPTAN — Anan nerede?
ALİ — Akşam pek yorulduk, üşüdük karanlık derede oturduk, ekmek yerken yattı idi... kalkmadı... ben de sandığı aldım yürüdüm...
RIFAT KAPTAN — Vah... vah demek? (Başını müteessir iki tarafa sallar, arkadaşları da üzüntülüdürler.)
323
ALİ — (Boynunu büker yere bakar.) RIFAT KAPTAN (Ali´nin çenesini aksarken) — Senin adın ne yavrum? ALİ —Ali...
RIFAT KAPTAN (Takdirle) — Ali... Küçük Ali... (Arkadaşlarına döner yüksek sesle) Bakın arkadaşlar... Ana., torun... soğuk demez gece elemez, sırtlarında cephane taşırlar, bu uğurda canlarını verirler de böyle bir millet düşman işgali altında yaşayabilir mi? Bu kahraman insanları sinesinde barındıran bu mübarek topraklarda düşman tutunabilir mi?.. ARKADAŞLARI (Hep birden yüksek sesle) — Tutunamaz... tutunamayacak...
RIFAT KAPTAN (Gür sesle) — Evet... O şehit anaların evlâtları olan bizler de seve seve şehit olacağız... Atalarımız gibi kanlarımızı bu toprağa adadık... (Ali´ye döner yumuşak sesle) Küçük Ali bu sandığı bize verir misin? ALİ — Anam bunu canından iyi tut dedi bana... (Sandığın üstüne oturur) canımı veririm de bunu vermem... RIFAT KAPTAN (Yüksek sesle ve memnuniyetle) — Aferin Ali, ama biz de babanın amucanm, komşularının yanına gidiyoruz... onlarla beraber düşmana kurşun atacağız... ALİ (Ayağa kalkar, sevinçle bağırır) — Bunu da alın... beni de götürün... ne buyurursanız onu yapacağım (Kaptanın ellerine sarılır öper, yüzünü sürer) Beni de götürün... beni de götürün. (Genden bir milis bağırır.) Kaptan... karşıda karartılar kıpırdıyor... bu tarafa gelenler var galiba... RIFAT KAPTAN — Peki, peki? Gelsin bakalım... (Birden Ali´ye döner ciddî bir tavırla) Bak Ali seni götürecektim fakat iş değişti... Senin burada kalman lâzımgeldi... Şimdi sana bir ağır vazife vereceğim... İyi dinle... Az sonra buradan düşman erleri geçecek... Belki seni sıkıştıracaklar, eziyet edecekler, nasıl bunlara katlanabilir misin, yoksa korkar mısın?
324
ALİ — Korksam beni de götürün der miyim?.. Babamın, amucamın, komşularımın düşmanla vuruştuklarını... Gözümle görmesem ona yanarım... (Eliyle cepheyi gösterir) Onlar korkmuyorlar... Anam korkmadı... Ben hiç korkmam... Buyruklarını yapayım da... Bana ne yaparlarsa yapsınlar. RIFAT KAPTAN — Aferin Ali (Sol elini Ali´nin omuzuna kor) bak...(Sağ eliyle sol dibi gösterir) biz... Şu keçi yolu ile gidip derenin içini tutacağız. Sana bizim gittiğimiz yolu soracakları muhakkak. Sen de cevap verirken aynen gittiğimiz keçi yolunu göstereceksin... Vazifen bundan ibarettir... Anladın değil mi?
ALİ —Yalnız bu kadar mı?
RIFAT KAPTAN — Bu kadar Ali... Biz onların hesabını görelim... Sonra gelir seni götürürüz...
ALİ — Babamla beraber köye döndüğümüzde sen de bize gel; Rüstem ağabeyle babama bağlama çaldıracağız... Dinlersin... Her akşam ben uyurken babam güzel havalar çalardı...
RIFAT KAPTAN — Peki Ali geleceğim... Babanın bağlamasını dinleyeceğim... Yalnız vazifeni unutma, şaşırıp da başka yer gösterme... (Arkadaşlarına döner, elini sallayarak) Haydi arkadaşlar... Beni takip edin... (Ali´ye) hadi Allaha emanet
ol Ali...
ALİ (Sandığı güçlükle kaldırır, bağırır) — Sandığı alın,
anam sizin için iki gün taşıdı idi bunu... RIFAT KAPTAN (Bir arkadaşına işaretle) — İpini kes yorganı Ali´ye ver... Sandığı al...
ALİ (Bıçakla ipleri kesilirken Kaptana bağırır) — O... Babamın yorganı... Sandık yaş olmasın diye dedem sardvydı... Ben üşümem... Yorganı da götürün... RIFAT KAPTAN — Biz sandığı muhafaza ederiz Ali... Sen otururken üşürsün... Yorganı arkana al... Isıtır... Hem babanın kokusunu duyarsın... Onda (sandığı alıp çıkarlar.)
325
ALİ (Arkalarından elini sallar, sonra düşünceli bir hahh*-\ yerdeki yorgana bakar, yavaşça eğilir, uçlarını ortasına toplar, sağ dizi yerdedir, iki eliyle \orgaııı kaldırır ayağa kal-´ kar.) Babamın kokusu... (Yorgana yüzünü gömer sonra başi"´ m yukarı kaldırıl´) ta... Kendisi... (Yorganı göğsüne bastırır, üstüne kollarını sarar, sıkar ve haykırır.) Babam... Arslan ba-: banı... (Yavaş yavaş kollarını gevşetir, yorganı omuzlarına atar, önden göğsünün üzerinde tuttuğu uçlarına hasretle yü´ naklarını sürer... Sonra koynundan kavalını çıkarır sağ ön köşeye oturur hazin hazin çalmaya başlar...)
2. SAHNE
Küçük Ali — Düşman Çavuşu ve Erler
(Düşman erlerinin cıvık ve yorgun sesleri duyulur, sağ dipten girerler.)
DÜŞMAN ÇAVUŞU — Eeeeh... Çocuklar çok yol gelmişiz-dir... Yorulmuş bulunuyoruz... Heee?... Oturun bakalım söylem... (Ali kavalını koynuna kor, bekler erler kulübenin önünde daire şeklinde otururlarken Çavuş çeşmeye gider bakar, akmadığını görünce) ah vre körolası... Kumdun mu?... BİR ER (Belini tutar, geri esneterek) — Belim kınhooor... ÜÇÜNCÜ ER (Boş matrasını sallayarak) — Bir yudum su veren yok mu? İçerim yamor...
DÜŞMAN ÇAVUŞU (Ali´yi görür.) — Vre sen ne oturursun burda?...
ALİ (Yere bakarak ayağa kalkar) — Bir oğlak kaybettim... Ararken yoruldum da oturdum...
DÜŞMAN ÇAVUŞU — Eyikim gebermemişsin... Haydi ba-kayim bize su bul... (Ali mataraları alır sağdan kaybolur) tosunlarım... Bir keret gelmişiz... Bira,z eğlenelim... Defigam edelum... Yorgunluğumuzu alır ve (bir arkadaşına) Pandeli,
326
ver şu metaksası birer yudum alalum üşüdük be... (Konyak şişesinde/d boyalı şerbeti içerler, elleriyle kollanyle ağızlarını \ silerlerken) Oooh içimiz ısındı be... Birde ateş yakalum... (Bir iki çırpı getirip ortalarına koyarlar, kibrit çakıp tutarlar... Ortalarından kırmızı bir ışık buruşuk yüzlerini aydınlatır.) BİRİNCİ ER — Ne zaman tükenecek bu döğüş, bu kasırga... Bitmez mi bu ayrılık bu yorgunluk bu kavga?... İKİNCİ ER — Görecek miyiz yarın ölmeden yurdumuzu. ÜÇÜNCÜ ER — Despinalar, Sofiler bekliyor yolumuzu... DÜŞMAN ÇAVUŞU (Elleriyle işaretler yaparak) — Mavi denize besteleyip şarkılar... Selâm getirin sahillerden martılar... (Sessizlik) efkârlandık beee... Ver şişeyi Anastas... Kalk vre... Yaniyle bir polka yap...
(Oyuncular ortaya çıkarken bir kısmı el vurarak tempo tutar, bir ikisi de tüfekleriyle mandolin çalma taklidi yaparlar, hep bir ağızdan söylerler.)
(Bu parça oyunla beraber dört defa tekrarlanır. Her tekrarında çabuklaşır, çılgın bir yaygara hali alır. Ali elinde mataralarla sağ taraftan görünür, ürkeklarla seyreder, şarkının dördüncü tekrarının sonlarında, neşenin en taşkın bir anında soldan bir silâh sesi duyulur, birden sesler kesilir, karışırlar, telâşlanırlar.)
DÜŞMAN ÇAVUŞU (Bağırır) — Silâh başına... (Kalkarlar, silâhları ellerinde çavuşlarına bakarlar, çavuş Ali´ye döner) Vre... Bu silâh sesi nerden geldi?... ALİ (Omuzlarını kaldırarak) — Bilmem... DÜŞMAN ÇAVUŞU (Üstüne yürür) — Ülen... Türkolar hangi tarafa gittiler.... ALİ — (Omuz silker ve yere bakar.)
DÜŞMAN ÇAVUŞU (Ali´nin ensesinden tutar, çeker ve hızla iter, çocuk mataralarla beraber yuvarlanır, yine üstüne yürüyerek) Söyle... Çabuk söyle... ALİ (Yattığı yerden yarım doğrularak eliyle sol dibi gösterir)
327
— Burdan gittiler...
DÜŞMAN ÇAVUŞU (Ali´nin gösterdiği yolu işaret ederek)
— Buradan ha? (Erlere döner.) Kemalistler buradan kaçtılar... Biz (Sol ön köşeyi göstererek) bu yandan yürüyüp (Eliyle sol dibe bir kavis çizerek) önlerini çevireceğiz... Türkolan gafil basacağız. (Gururla) Nasin?... Fevkalâde plan... He-ee?...
ALİ — (Düşman Çavuşu işaretlerle planını anlatırken bütün dikkatiyle dinlemiş ve işaretleri takip etmiş, şeytanî gülüşle bir şeyler düşündüğünü anlatmıştır, mütemadiyen sol ön köşeye bakmaktadır.)
BİRİNCİ ER (Çavuşa) — Kirye... (Ali´yi gösterir) Bu çocuk deminden beri (Sol ön köşeyi gösterir) Şu tarafa bakıyor... Hem de sinsi sinsi gülüyor... Yoksam bir hayınlık yapacak? DÜŞMAN ÇAVUŞU (Bir an düşünür ve hemen tabancasını çıkararak) — Vre piç kurusu yoksam bizim canımızlan mı oynuyorsun? Doğrusunu söyle... Şimdi geberteceğim... (Daha yüksek) Söyle bakayım... Doğrusunu söyle çabuk söyle... ALİ (Ürkek) — Gittiğimiz yolu gösterirsen seni öldürürüz dediler ben de korkumdan keçi yolunu gösterdimdi (Eliyle ve başıyla sol ön köşeyi gösterir.) Şu yoldan gittiler. DÜŞMAN ÇAVUŞU (Erlerine) — Kurşunun kokusunu aldı da, nasıl bülbül gibi söyledi... (Gevrek gevrek güler, sonra birdenbire ciddileşir, Ali´nin üstüne yürür...) Az daha bizi ateşte yakacak idin... (Bir tekme ile Ali´yi yere serer.) Köpoğ-lusu... (Erlere döner.) Haydin... Arslanlarım... (Sol dip köşeyi gösterir). Şu dar yoldan gideceğiz... (Eliyle sol ön köşeye doğru bir kavis çevirerek) önlerine çıkıp neye uğradıklarını ağnamadan baskin yapacayiz... Bizim keyfimizi bozmak Türkolara pahalıya oturacak. Yarim takikada hepsi tamam... Göreyim sizi ben ne zaman arkadan düdüklen sinyal vereceğim... Hep birden ateş edeceksiniz... Hah... Şimdi birkaç ta-kika daha nefes alsınlar... Benden caba... (Bir sigara yakar.)
328
Yürüyün ceylanlarım... (Erler mütereddit, tüfeklerinin mekanizmalarını açıp kaparlarken düşman çavuşu ayağını yere vurarak bağırır.) Durmayın kahramanlarım... (Erler birbirinin arkasına sokularak sol dip köşeden çıkarlar. Düşman Çavuşu arkalarından bakarak durur, cebinden bir bayan resmi çıkarır, sol eliyle yüzüne karşı tutar, tebessüm ve özlemle bakar.) Sevgili Despina... Dua et... Hiristo beni korusun. Aşki-miz sönmesin... (Sağ eli ile tapınma hareketi yapar, resmi koynuna yerleştirir, ileriye bağırır.) Birbirinizden ayrılmayın... İşaretime dikkat edin... (Çıkar.)
3. SAHNE
Küçük Ali — Düşman Çavuşu — Rıfat Kaptan ve Arkadaşları
(Olayları içinden bir sevinçle takip eden Ali sıçrayarak ayağa kalkar, başından külahını çıkarıp havaya atar, tekrar tutar başına yerleştirir, elleri kalçada, gittikleri yöne emniyetle bakar, sabırsızlıkla bekler, uzaktan beş altı silâh sesi duyulur.) ALİ (Aynı yöne hamle yapar, sağ yumruğunu savurarak kahkaha ile haykırır) — Vur... Vur... Vur... Haaah hah hah... Vur,.. Ha... (Soldan duyulan yakın bir silâh sesiyle birden göğsünü tutarak yere yığılır.)
DÜŞMAN ÇAVUŞU (Gittiği yerden elinde tabancası ile kudurmuş gibi girer yerde yatan Aliye) — Parmak kadar bo-yunlan bizi tuzağa düşürdün ha?... (Yattığı yerde kıvranan Ali´nin kafasını ezmek için ayağını kaldırır.) Daha geberme-din mi?... (Soldan duyulan iki el tabanca sesiyle ayağı havada, elinden tabancası fırlar, iki eliyle başını tutar, dönerek arkaya devril irken bağırır) Ahhh... Yandım... Despina... RIFAT KAPTAN (Elinde tabancası aynı yerden Ali´ye koşar) — Kıydı mı sana?... Kahpe... (Ali´nin başucuna diz çö-
329
ker, başını sol koluna alır, sağ eliyle göğsünü açar, mendil çıkarır, kanlarını silerken erler tüfekleri ellerinde sessizce girerler Çavuş´un arkasında dururlar, tüfeklerinin namlıdan aşağı olmak üzere omuzlarına asarlar.) ALÃ� (Gözlerini açar, Çavuş´ un yüzüne bakar, sıkıntı ile, inleyerek konuşur) — Kap...tan... amuca... RIFAT KAPTAN (Alnını okşar) — Ali ben... im... Ali... ALİ — Hepsi... bu... ka...dar... mı?...
RIFAT KAPTAN — Bu kadar. Ali... Sen vazifeni kahramanca yaptın... Üzülme...
ALİ — Ar...tık... Baba...mm yanına... gi...de...mem... karan. ..lık... de...re...de... ana...mı...bul...sun...lar. RIFAT KAPTAN — Ananı bulacağız Ali... O bizim vazifemiz, sen üzülme...
ALİ — As...ker... ola...cak...tım... tü...fek... ata...cak...tım... RIFAT KAPTAN — Kederlenme Ali... Sen asker olmadan muharebe kazandın... Şerefli bir komutan oldun... (Uzaktan davul zurna veya kaval ile Ankara´nın Taşma Bak havası duyulur..)
GERİDEN BİR SES — Yaşasın Mustafa Kemal Paşaaa... GERİDEN KALABALIK SESLER BİRDEN — Yaşasam Mustafa Kemaaal...
GERİDEN KALABALIK SESLER BİRDEN — Kahrolsun hayinleeer...
(Sesler uzaklaşır, bağlama ile hazin bir hava duyulur.) RIFAT KAPTAN — Bak Ali... (Gülmeye çalışarak) İşitiyor musun?... (Eliyle cepheyi gösterir.) Onlar da... Savaşı kazandılar... Dönüyorlar...
ALİ (Gözleri parlar, ellerini yere dayar, güçlükle başını ve göğsünü kaldırır, acı bir gülüşle dinler, son bir kuvvetle) — Baba... Gel... din... mi?... (Eliyle duvarı işaret eder) Sazın duvar... da... asılı... uy...kum... gel...di... (Sesi hafifler.) Çal...da... uyu...yayım... (Geriden bağlama sesi duyulurken
330
Forum Kurallarını Mutlaka Okuyunuz.
Forum Kurallarımızdan bir kaç tanesi ;
Forumlarımızda Yardımlaşma Temel esas tutulmuş olup kaynak amaçlı yardım yapılmaktadır.. Özel Mesaj (PM) ile yardım istemek yasaktır.. Webilgi.com'u biz özel mesaj yolu ile yardım için açmadık.. Flood yapmak ( ard arda mesaj yazmak) yasaktır.. Kalın, yani Bold yazı tipi ve (size) büyük ebat yazı tipi kullanmak yasaktır..
FORUM SİTEMİZİN AKIŞI :Webilgi.com Forum Yönetimi
- Webilgi.com'da video portalımız aktif durumdadır. Video portalımızda ki videolar video sitelerinden urller olarak çekilmekte ve siz değerli kullanıcılarımıza ulaşmaktadır. Video Portalımıza Ulaşmak ve Keyifli dakikalar geçirmek için TIKLAYIN..
- Sosyal Gurupların kullanımı forum sitemize üye olan bütün kullanıcılarımıza açıktır. Gurupların kullanımında müstehcen içeriklere yer verilmemektedir. Sosyal Guruplar için TIKLAYIN.
- Resim Galerisi bölümümüz yine bütün kullanıcılarımıza açık durumdadır. Resim galerisinde 2 seçenek sunulmaktadır ; Özel ve Genel seçenekleridir. Yani yayınlayacağınız albümleri ister genele isterseniz kişisel olarak tutabilirsiniz.Resim Galerisi Gitmek İçin TIKLAYIN
- Forum sitemizde bir çok kategoriye yer verilmiş olup geniş bir platformda yayın hayatını sürdürmektedir. Siz değerli üyelerimizin katkıları her zaman bizim için çok önemlidir. Sizlerinde katkılarını görmekten mutluluk duyarız .
- Bizimle İrtibata geçmek için çekinmeyin . İrtibat İçin TIKLAYIN
Actions : (View-Readers)
There are no names to display.UyduHane l Sanal-Genclik.Net l Cine WB Sinema Filmleri izle l Forum l Mesken.Gen.TR
Paylaş