15. 2000-OSS
Lisede öğrenciyken, elli yaşında biri ölünce, eh zamanı gelmiş de ölmüş, diye düşünürdüm. Altmışında biri ölmüşse sanki ölümü biraz gecikmiş gibi gelirdi bana. Hele yetmişindekiler... Yalnızca yirmi, otuz yaşlarında ölenlere acırdım. Bu acımasızlığım, hainliğimden gelmiyordu; öyleyse neden?
Bu parçanın son cümlesindeki sorunun yanıtı aşağıdakilerden hangisi olabilir?
A) Ömre yönelik değerlendirmelerin yaşla birlikte değişmesinden
B) Olgun insanın, kimsenin kötülüğünü istememesinden
C) İnsanların giderek daha merhametli olmasından
D) İnsanın, yaşlanınca doğruları yanlışlarından daha iyi ayırabilmesinden
E) Yaşlandıkça düşünceleri değiştirmenin zorlaşmasından

16. 2001 - ÖSS
Bence resmin farklı bir sunuluşunun olması gerekiyor. Daha geniş çevrelerce izlenebilmesi için bugünkü koşulların düzeltilmesi, ayrıca daha sık sergiler açılması gibi öneriler geliyor aklıma.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı olabilir?
A) Resim piyasasında çok yüksek ücretler söz konusu; bunun nedenini açıklayabilir misiniz?
B) Sergilerde en iyi parçalar satılıyor; geriye kalanlar için nasıl bir değerlendirme yapabilirsiniz?
C) Resimlerin, ilginç olduğu ölçüde izleyici topladığı söyleniyor; sizce bu doğru mudur?
D) Bir ressamın başarılı olmasının ölçütü, resimlerinin çok satılması mıdır?
E) Günümüzde, resimlerin yalnızca müze benzeri yerlerde sergilenmesini nasıl karşılıyorsunuz?
17. 2001 - ÖSS
Öykülerimdeki anlatıcıyı ben olarak düşünmeseniz iyi olur. Bir öyküdeki sevgili, ille de yazarın sevgilisi değildir. Elbette birkaç küçük yaşantıdan, yaşanmış, gerçek anlardan da yola çıkarak öyküler, romanlar yazılabiliyor; ama yazarın çizdiği görüntülerin ille de yaşanmış olması gerekmez. Önemli olan, okuru, bu görüntülerin gerçekliğine inandırması, onu bu görüntülerin içine çekmesidir.
Bu parçaya göre, öykünün en önemli niteliği aşağıdakilerden hangisidir?
A) Yazarın, başından geçenleri, başkalarının öyküsüymüş gibi anlatması
B) Yaşanmış olaylardan bir seçme yapılarak bunların anlatılması
C) Yazarın, yaşadıklarını değiştirerek vermesi
D) Gerçek olayların, gerçek olmadığı izlenimi bırakacak biçimde yansıtılması
E) Olayların, okuyucuda, yaşanmışlık duygusunu uyandıracak biçimde anlatılması

18. 2002-ÖSS
Bir yazarı, içinde yaşadığı "zaman" gibi, "mekân"ın da etkilediğine inanıyorum. Yazar, bu öğelerin ikisini de kendi merceğinden geçirdikten sonra yapıtına yansıtır. Ayrıca, yazarın yetişmesi, var olması, yalnızca içinde yaşadığı toplumla, coğrafyayla, kültürle ilgili bir sorun da değil. Yazarın, özellikle, okuyarak açıldığı dünyaların etkisiyle biçimlenmesi söz konusudur.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?
A) Yazarlar yapıtlarını oluştururken nelerin etkisinde kalmaktan kaçınmalıdır?
B) Yazarın bir toplumdan etkilenmesi için, o toplumda hangi nitelikler bulunmalıdır?
C) Okurlar, yazarların yapıtlarında yaşadıkları çevreyi yansıtmalarını beklerler mi?
D) Kimi kentlerin, o kentte yaşayan yazarları etkilediği görüşünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
E) Yazarların, yaşadıklarını yazması, onları başarıya götürür mü?

19. 2002-ÖSS
Ünlü yazar, genç yazara mektubunda şöyle diyordu: "Doğa betimlemelerinizde gerçek sanatçılara özgü bir çaba içindesiniz. Ancak 'deniz derin derin nefes alırken', 'ağaçlar hiç durmadan mırıldanırken' türünden betimlemeleriniz, anlatımı basmakalıplaştırıyor; bazen de anlaşılmaz durumlara sokuyor. Unutmamak gerekir ki, doğa betimlemelerinde güzellik, 'Güneş battı.', 'Yağmur başladı.' gibi cümlelerle elde edilir."
Bu parçaya göre, ünlü yazar genç yazara aşağıdakilerden hangisini önermektedir?
A) Ayrıntıları seçmede gözlemlerden yararlanmasını
B) Birbirini çağrıştıran sözcükleri kullanmasını
C) Anlatımda yalınlığa özen göstermesini
D) Varlıkları eylem içinde vermesini
E) Değişik anlatım biçimlerine yönelmesini

20. 2002-ÖSS
Bir romanı elime alıp okumaya başladığımda kendimi okyanusta kaybolmuş küçük bir balık gibi hissederim. Neredeyim? Nereye sürükleniyorum? Biraz şaşkınlık, biraz kaybolmuşlukla sözcüklerin arasında bir şeyler bulmaya çalışırım Sonra, bir anda kendimi, yazarın oltasına takılmış bulurum ve roman çok iyiyse bittiğinde hâlâ oltadayımdır. Aksi hâlde, bir yerlerde oltadan kurtulmuş, zihnim dağılmış, nerede olduğumu unutmuş, dolanmaya başlamışımdır.
Bu parçaya dayanarak aşağıdaki genellemelerden hangisine varılabilir?
A) Romanlar, okuyucuları gerçek yaşamdan uzaklaştırır.
B) Okurların bir romanı sonuna değin anlayarak okuması, o romanın değerini ve etki gücünü gösterir.
C) Her romanın kendine özgü bir okuyucu kitlesi vardır.
D) Okuru şaşırtan romanlar, anlatım gücü üstün olanlardır.
E) Güçlü romanlar, okurların duygu ve düşünce dünyasını biçimlendirir.

21. 2003-ÖSS
İstiyorum ki yazdıklarım insanlarımızın sorunlarını, özlemlerini anlatsın. Onların acılarını çektiklerini başkalarına duyurabilsin. Açıkçası, yaşamı değiştirsin, güzelleştirsin. Bu amaçla insanımızdan, ülkemizden kopmamaya çalışıyorum. Ancak yine de dergilerde yer verilmiyor şiirlerime Yayımlananlara bakıyorum, çoğu, toplum gerçeklerine kapalı; belli bir düşünceyi savunmuyor bir sorunu dile getirmiyor.
Bu parçada şair, aşağıdakilerin hangisinden yakınmaktadır?
A) Şiire özgü ilkelerin belirgin olmayışından
B) Şiirde, içerikten çok anlatımın öne çıkmasından
C) Şairlerin, ortak bir tutum izlemeyişinden
D) Yaşananları yansıtmayan şiirlerin ilgi görmesinden
E) Ozanların toplumu gereği gibi tanımlayışından

22. 2003-ÖSS
Kimi yazarlar, kendi yaratma yöntemlerini açıklarken gerçeğe her yönüyle bağlı kaldıklarını, gerçeği eksiksizce yansıtmayı yazarlığın temel ilkesi saydıklarını söylerler. Düşsellikten kaçındıklarını, söz arasında özellikle belirtmeye özen gösterirler. Yazdıklarıyla yaşananlar arasındaki ilişkiyi vurgulamaya çabalarlar. Dahası, bir romancıdan, öykücüden çok, bir tarihçi, toplumbilimci, ruhbilimci gibi davrandıklarını söyleyenler bile vardır.
Aşağıdakilerden hangisi, bu parçada belirtilen görüşle uyumludur?
A) Bir sanat yapıtında yansıtılan gerçek, gerçeğin kendisi değil, törpülenmiş, cilalanmış bir görünümüdür.
B) Bir yapıtta yansıtılan gerçekleri yaşamla öz*deşleştirmeye çalışmak, doğru bir tutum değildir.
C) Yaşamdan alınan öğeler, yazarın yüreğinde ve kafasında yeniden biçimlendirilmezse yazınsal bir yapıta dönüşemez.
D) Düş gücüyle oluşturulmamış bir yapıt, gerçek anlamda yazınsal bir yapıt sayılamaz.
E) Yapıtların, içerik yönünden yaşama sıkı sıkıya bağlı olması gerekir.

23. 2003 -ÖSS
İnsanın kendini değerlendirebilmesi çok güç; an*cak, önceki yapıtlarımı gözden geçirirken zaman içinde dilimin biraz daha geliştiğini anladım. Giderek bir üslup oluşturmaya başladığımı, dile daha fazla hâkim olabildiğimi gördüm.
Bu sözler aşağıdaki sorulardan hangisine karşılık söylenmiş olabilir?
A) İlk yapıtlarınızla bugünküler arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?
B) Yeni öyküleri ve öykücüleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
C) Öykülerinizi oluştururken nasıl bir yol izliyorsunuz?
D) Yaşadıklarınızla yazdıklarınız arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
E) Duygu ve düşüncelerinizi yapıtlarınıza aktarırken zorluk çekiyor musunuz?

24. 2003-ÖSS
Bizde eleştiri alanında bir acelecilik var. Diyelim ki bir eleştirmen, Türk edebiyatında yeni çıkmış bir kitapla ilgili eleştiri yazacak. Bunu yaparken bırakın o yazar hakkında eskiden çıkmış yazıları derleyip toplamayı, en son çıkan yazıları bile gözden geçirmiyor. Oysa bir kitap için eleştiri yazılacaksa daha önce yazılmış eleştirilerin incelenmesi, el altında bulundurulması ve yeri geldiğinde bunlara gönderme yapılması bile gerekir.
Bu parçadaki gibi düşünen bir yazar, aşağıdakilerden hangisini söylerse kendi tutum ve düşüncesiyle çelişmiş olur?
A) Bu yapıta yönelik eleştiriler arasında özgün düşünceler içerenine rastlamadım.
B) Eleştirmenlerin bu yapıt karşısındaki tutumlarını haksız ve son derece öznel buldum.
C) Bu yapıt üzerine yazılan son eleştirilerde, farklı değerlendirme ölçütlerinin kullanıldığını gördüm.
D) Bu kitaba yönelik eleştirimi onun, üzerimde bıraktığı izlenime göre oluşturdum.
E) Bu kitapla ilgili görüşlerin, yazarın kişiliğine değil, kitaba yönelik olmasını isterdim.

25. 2003-ÖSS
Bu yazarımızın, anlattığı çevre ve kişiler hakkın*da geniş bilgisi vardır. Ama o, bunu hiçbir zaman açıkça gözler önüne sermez. Anlattıkları, buzdağının suyun üstünde kalan kısmı gibidir. Okur, zamanla buzdağının altında kalan kısmını fark eder ve yazarın asıl kimliğinin orada saklı olduğunu anlar.
Bu parçada anlatılmak istenenle aşağıdaki yargılardan hangisi arasında anlamca yakınlık vardır?
A) Her yazarın, olayları ve kişileri algılama biçimi farklıdır.
B) Kimi yazarlar, yapıtlarında kendilerini bütünüyle açığa vurmaktan kaçınır.
C) Bir yapıtı, her okur farklı biçimlerde algılayailir.
D) Okur, beğendiği yazarların yapıtlarından her okuyuşta değişik tatlar alır.
E) Kimi yazarlar, olayların değerlendirmesini
okura bırakarak ilgi çekmeye çalışır.

26. 2004-ÖSS
Gerçekte "doğru" diye bellediğimiz düşüncelerin bir bölümü yinelene yinelene bu niteliğin yüklendiği yanlışlardır. Tek yönlü yüzeysel gözlemlerin, yanılsamaların ürünüdür bunlar. Diyelim ki yıllarca önce bir eleştirmen ya da yazın tarihçisi bir değerlendirme yapmış; kimi belirlemelere gitmiş bir yapıt üzerinde. Ardından gelenler de onun söylediklerini bir tartımdan geçirmeden benimseyip yinelemişler. Böylece yapıtlar ve yazarlar üzerinde basmakalıp, üç aşağı beş yukarı "aslının aynı" diyebileceğimiz etiket yargılar oluşturulmuştur.
Bu parçada eleştirilen yaklaşım aşağıdakilerden özellikle hangisiyle nitelendirilebilir?
A) Kişiden kişiye değiştiği için doğru olup olmadığı her zaman tartışılan
B) Yazın adamlarınca öne sürülmemiş, belirli ölçütlere uygun olup olmadığı bilinmeyen
C) Dar bir bakış açısıyla, derinliğine inilmeden oluşturulmuş, yanlış algılamaların tekrarına dayalı
D) Çok tekrarlandığı için herkesçe bilinen, özgünlüğü kalmamış
E) Daha önce ortaya konmuş, sonradan değiştirilmesi için herhangi bir neden olmayan

27. 2004-ÖSS
En güzel konuları berbat eden ressamlar olduğu gibi en sıradan konulardan şaheser yaratan ressamlar da vardır. Cezanne gibi, iki elmayı masaya koyar, resmini yaptıktan sonra kübizmin temelini atmış olursunuz. Onun için Rafael: "İyi çizilmiş bir limon resmi, kötü çizilmiş bir kadın resminden her zaman güzeldir." der. Ben, konularıma bu açıdan bakarım. Bir resmin değeri, ne konusuyla ne de yansıttığı gerçeklerle ölçülemez.
Bu sözler, aşağıdaki sorulardan hangisinin yanıtı olabilir?
A) Resimlerinizin konularını nasıl seçiyorsunuz?
B) Bir resmin boyutuyla değeri arasında nasıl bir ilişki kurulabilir?
C) Resim sanatında hangi yollarla ün kazanılabilir?
D) Resim sanatındaki akımlar üzerine düşünceleriniz nelerdir?
E) Size göre, resimde konunun önemi nedir?

28. 2005-ÖSS
Yazdığım şiirleri sesli olarak okurum ilk önce, kulağıma hoş geliyorsa değişiklik yapmam. Ama fazla ya da kulağı tırmalayan sözcükler varsa onları atarım, değiştiririm. Çünkü şiir gereksiz sözcüğü kaldırmaz. Ayrıca, yıllar sonra yeniden okuduğumda, beni ilk günkü gibi etkileyebilecek mi. diye düşünürüm. Öyle şiirler vardır ki her gün okusanız bıkmazsınız. Yazdığım şiirlerin de böyle olması için gayret ederim.
Bu parçada anlatılanlar aşağıdaki sorularda-hangisine karşılık olarak söylenmiş olabilir?
A) Şiirlerinizi yoğunlaştırmak, kalıcı kılmak için nelere dikkat edersiniz?
B) Eleştirmenlerin şiirlerinizi, yeterince değerlendirmemesini neye bağlıyorsunuz?
C) Şiirlerinizi yazarken okurların beklentisini göz önünde bulundurur musunuz?
D) Başka şiirlere, şairlere öykünmemek için nasıl bir yol izliyorsunuz?
E) Şiirlerinizdeki duygusal zenginliği nasıl sağlıyorsunuz?

29. 1994 - ÖYS
(I) Çağımızın önemli buluşlarından biri de kuşkusuz fotoğraftır. (II) Fotoğraf, becerinin yanı sıra teknik ve bilimsel eğitimi de gerektirir. (III) Bu eğitimin sağlıklı olması için, bilimsel araştırma ve çalışmalar yapılmalıdır. (IV) Fotoğraf günümüzde bilim, teknoloji ve kitle iletişiminin vazgeçilmez unsurudur. (V) Ayrıca fotoğrafçılığın ortak dilini oluşturmak, fotoğraf araç ve gereçlerinin kullanımlarında ve işlevlerinde ortak tanımlamalara, ortak anlatımlara varmak gerekir.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi anlatımın akışını bozmaktadır?
A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V.
30. 1994 - ÖYS
(I) Garip hareketi üç şairin adıyla anılır: Orhan Veli Kanık, Oktay Rifat, Melih Cevdet Anday. (II)Bu üç şair, başlangıçta konuşma dilinin yalınlığı içinde yaşama sevincini, günlük hayatı, küçük adamın dertlerini konu edinir. (III) Garip hareketini kısa sürede yaygınlaştırır. (IV) Melih Cevdet,Oktay Rıfat yeni denemelerle kendilerine özgü bir şiire yönelirler. (V) Orhan Veli de ikinci kitabı "Vazgeçemediğim"den başlayarak şiiri değiştirir.
Yukarıdaki parçada, numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra "Ancak zamanla bu üç şairin şiir anlayışlarında bir değişme olur." cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü bozulmaz?
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
31. 1994 - ÖYS
(I) Sekiz küçük roman yayımladım. (II) Ama bunlardan biri dışında öbürleri beni hiç doyurmadı. (III) Yeniden inceleyince neden doyurmadıklarını anladım. (IV) Bunun üzerine şu kanıya vardım: Sağlam bir kültürel temele oturmayınca, iyi sanat yapılamaz. (V) Özellikle roman ve hikâye sağlam bir kültür ister.
Yukarıdaki parçada, numaralanmış cümlelerin hangisinden sonra "Bilgi yönünden eksiklerim vardı." cümlesi getirilirse parçanın anlam bütünlüğü bozulmaz?
A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V
32. 1994-ÖYS
..................Her şeyden önce, sanatçının, baş kişisi kadın olan tek romanıdır. Romanın hemen tümü, kahramanın güncesinden oluşmakta ve yaşadığı olaylar birinci tekil kişi olarak onun bakış açısından anlatılmaktadır. Ayrıca, genellikle ele aldığı kentli aydın tipleriyle tanıdığımız yazarın bu yapıtının kahramanı bir köylü kızıdır. Bu kızın köydeki yaşantısı belgesel sayılabilecek ayrıntılarla işlenmiştir.
Düşüncenin akışına göre bu parçanın başına aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Sanatçı, bu yapıtında yerellikten yola çıkarak evrenselliğe ulaşabilen bir yazar olma özelliğini korumuştur.
B) Bu roman, birçok yönüyle sanatçının öteki romanlarından oldukça farklı özellikler taşıyor.
C) Bu romanın kahramanı, gelişme çağında kentli ailelerin yanına evlatlık verilen bir köylü kızıdır.
D) Bu romanda yazar, eğitim düzeyi çok düşük bir köylü kızının konuşmasını, doğallığını bozmadan, ustalıkla işliyor.
E) Sanatçı bu romanda, kent insanıyla kırsal kökenli insanların ilişkilerindeki çelişkileri, ikiyüzlülükleri sergiliyor.
33. 1995-ÖYS
Dil, başkalarının düşüncelerini, duygularını öğrenmede temel araçlarımızdan biridir. Bu, kendi düşüncelerimiz için de geçerlidir. Çünkü düşüncelerimizi dilin toprağında oluşturur, geliştiririz. Geliştirdiğimiz düşünceleri de yine dilin yardımıyla başkalarına iletiriz. Böylece....................
Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) hiçbir dil olduğu gibi kalmaz, gelişir değişir.
B) dilin yapısı toplumsal yaşamın koşullarına göre biçimlenir.
C) duygu ve düşüncelerin iletimi kendine özgü bir dil gerektirir.
D) dilin, düşünceyi oluşturan ve taşıyıp yayan bir araç olduğu söylenebilir.
E) dillerin gelişimi toplumdan topluma değişiklik gösterir.
34.1995 - OYS
(I) Günümüzde okuryazarlık her bireyin kazanması gereken temel bir beceridir. (II) Okumayı, yazmayı öğrenen bireylerin oranı ülkeden ülkeye değişir. (III) Bu beceri bireylere eleştirici, araştırıcı düşünceye ulaşmaları için kazandırılır. (IV) Bu tür düşünceye ulaşmanın değişik yolları vardır. (V) Bu yolların başında da okuma gelir.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangisi anlatımın akışını bozmaktadır?
A)I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
35.1995 - OYS
(I) Çocukluğum Toroslardaki yaylalarda geçti. (II) Yayla hayatının kendine özgü, güzel yanları olduğu kadar sıkıntılı yönleri de vardır. (III) Sanıyorum bu yüzden, suyu da ağacı da suyla ve ağaçla haşır neşir olmayı da çok severim. (IV) İsveç'e her gidişimde bu kadar mutlu olmam da belki bundan. (V) Çünkü İsveç gerçekten suyu da ağacı da bol bir ülke.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangisi anlatımın akışını bozmaktadır?
A)I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
36. 1996-ÖYS
Dergicilik yaşamımda pek zorluk çekmedim. (I) Her zaman yanımda dostlar oldu. (II) Bu dostların çoğu da öğrencilerimdi. (III) Bana yazı getiren, işe yeni başlamış gençlerle birlikte daima bir dost çemberi oluşurdu çevremde. (IV) Bu dostluk havası içinde, karşılaşılan tüm güçlüklerin ve sıkıntıların rahatça üstesinden geldik. (V)
"Dergicilik bir bakıma gönül işi olduğu için çevremi daima gönüllüler sardı." cümlesi, yukarıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine getirilirse parçanın anlam bütünlüğü bozulmaz?
A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V.
37.1996-OYS
(I) Bu yaşlı yazı ustasını herkes sever ve sayardı. (II) Aşırı ölçüde kırışmış ve yorgun izlenim uyandıran, biraz uzunca bir yüzü, derin ve zeki bakışları vardı. (III) Sanki burnunun üzerindek kelebek gözlüğü ve elindeki ufacık kurşun kalemiyle doğmuştu. (IV) Ona üstatların üstadı anlamına gelen "Şeyhü'l Muharririn" adını vermişlerdi. (V) Ne bu kalemden, ne de o gözlükten onu ayıramazdınız; bunlar onun iki özelliği idi.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V.
38. 1996-ÖYS
(I) Bu şairimiz başından beri hep aynı şiiri söyledi. (II) Şiir anlayışını, şiirinin temalarını, içeriğin: hiç değiştirmedi. (III) Değiştirdiği sadece şiirin biçimiydi. (IV) ilk şiirinde gördüğümüz aşk ve doğa zamanla yerini toplumsal olaylara bıraktı. (V) Önceleri ölçülü şiirler ve soneler yazarken sonraları serbest biçimleri denedi.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
39. 1996-ÖYS
(I) Her yazı ya da yazınsal yaratı, genel olarak insanoğlunun düşünce ve duygu evrenini zenginleştirmek amacıyla oluşturulur. (II) Düşüncenin bireysellikten sıyrılıp toplumsal bir boyut kazanması, söze dönüştürülebilmesine bağlıdır (III) Bunlardan kimileri bilgilendirmeyi, kimileri de yaşantı kazandırmayı amaçlar. (IV) Yapılmak istenen hangisi olursa olsun, dilsel ürünlerin amacına ulaşması için her şeyden önce doğru algılanması gerekir. (V) Bu da yazıları ve yaratıları oluşturan öğeleri işlevleriyle, özellikleriyle tanımayı gerektirir.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A)I. B) II. C) III. D) IV. E)V.
40. 1996 - OYS
Yazılarımın çatısını yaşayarak çatarım. Bu uğraş sırasında yazı oluşmaya başlar; değişik yerlerinden başlanarak yazılıp bozulur. Ortaya, bitmiş gibi görülen bir yazı çıktığında da acımasız makaslamalarla kurguya yeniden girişmem gerekir. Yazının yüzlerce yerine büyük küçük bir takım ekleme, çıkarma düzeltme işlemi uyguların. Sözün kısası...
Düşüncenin akışına göre bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilemez?
A) yazılarıma özen gösteririm
B) yazılarıma son biçimini verirken oldukça yo*rulurum
C) ben yazılarımı böyle yazarım
D) yazılarımı bir çırpıda yazıp bitiremem
E) yazılarımı, eleştirilere göre biçimlendiririm
41. 1997 - ÖYS
(I) Evimiz dere boyundaydı. (II) Kış aylarında ve baharlarda, evin içinde, avluda dolaşırken dışarıda akan derenin sesini duyardık. (III) Derenin tahta köprülerinden biri evimizin dört - beş adım yukarısındaydı. (IV) Derenin iki yanında yükselen tepelerin sırtları, alabildiğince gür çam, meşe koruluklarıyla örtülüydü. (V) Köprüyü geçince, karşıda mahallenin fırını, fırının az ötesinde de Kurşunlu Cami vardı. (VI) Cami ile fırının yakınında tahta pancurlu, küçük pencerelerinde fesleğen, sardunya saksıları dizili, kireçle badanalanmış evler sıralıydı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden han*gisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.
42. 1997 - ÖYS
Hemen hemen bütün yabancı yazarların Türkçeye çevrilen deneme türündeki yapıtlarını alıp okuyordum. (I) Bunun sonucunda o yazarlara özendim ve deneme yazarlığına başladım. (II) Konu olarak da "dil" alanını seçtim. (III) Yazarlığa başladığımda kitap tanıtma yazıları yazıyordum. (IV) Bu tanıtım yazılarının okur sayısını artıracağına, okuma sevgisini geliştireceğine inanıyordum. (V) Hâlâ da bu inancımı koruyorum.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler iki paragrafa bölünmek istense, ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
A) I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
43. 1997-ÖYS
Yeni romanlar çoğunlukla neden - sonuç ilişkisi dışında bir çizgi izliyor. Öykü belli belirsiz. Yazarın iletisi ise satır aralarına itilmiş. Çoğu yazarın, okuruna bir iletide bulunmak gibi bir savı da yok. Gerçeğin buharını veriyor ona yalnızca. Okur, tümüyle yabancı bir ortamda buluyor kendini romanlarda. Metnin içinde kendi yolunu kendi bulmak zorunda. Çünkü
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?
A) kılavuzluğuna alıştığı yazar, bu kez bilinçli olarak ne demek istediğini söylemez ona.
B) yazar, dış gerçeği olduğu gibi yansıtan ve okura ders veren bir tutumu sürdüren biri değildir artık.
C) günümüzün yazarı, okurundan, etkin olmasını, okuduğu romandan kendisinin anlam üretmesini bekliyor.
D) yeni romanları okuyanlar, kendilerine sunulan bilgileri öğrenmek ve onlardan yararlanmak istiyorlar.
E) yeni romanlar, neden - sonuç ilişkisinin yönlendirdiği bir konu çerçevesinde belirli bir ileti içermiyor.
44. 1997-ÖYS
..............Hiçbir zaman çevresinde olup bitenlere kayıtsız kalamaz; ama bu, şairin, gününün tarihçisi olduğu anlamına gelmez. Şair güllerle ilgili bir şiir yazar, biz ondan birtakım olayların olup bittiğini anlarız. Yani şairin politikayı doğrudan etkilemek, yansıtmak gibi bir görevi yoktur.
Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Yaşanmış olayları olduğu gibi yansıtma, şairin temel görevidir.
B) Şair, çevresine yeni duygular, yeni düşünceler aşılayan kişidir.
C) Yaşanan her olay, şiirde kendine belli bir yer bulabilir.
D) Şair toplumsal yaşamın içinde, toplumsal sorunlarla iç içedir.
E) Şair gerçeklere sırt çeviren bir duygu adamıdır.
45. 1997-ÖYS
(I) Toplumsal gerçekleri sanatın imbiğinden geçirmeden, giydirip kuşatmadan yansıtmak, sanat değildir. (II) Bunu söylemeye bile gerek yok. (III) Sanatın aynasını, insanlar üzerine tutmak, toplumsal gerçekler üzerine tutmak benim için bir insanlık borcudur. (IV) Bu, aynı zamanda görevim hatta var oluş nedenimdir. (V) Sanatçı aynasını, kendisini bugünlere getiren toplumun üzerine tutmayıp da neyin, kimin üzerine tutacak?
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerden hangisinin yerine "Bu bilinen bir gerçek." cümlesi getirilirse parçanın anlam akışı değişmez?
A)I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
46. 1997-ÖYS
O, kendine özgü dil anlayışı olan bir yazardır. Yöresel sözcükleri, deyimleri sere serpe kullanmasının yanında yeni yeni yaratımlara da başvurur. İkilemelere, pekiştirmelere, çağrışım gücü zengin sözcüklere sıkça yer vermesi............
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?
A) dilinin zenginliğini, anlatımının renkliliğini ve çeşitliliğini belirtir.
B) onun, anlatımında Türkçenin söz varlığından nasıl yararlandığını gösterir.
C) anlatımını tekdüzelikten kurtarır, ona akıcılık ve hareket kazandırır.
D) Türkçenin sunduğu birçok olanaktan yararlandığını gösterir.
E) dille birlikte, ele aldığı sorunlar üzerinde de yoğunlaştığını gösterir.
47. 1997-ÖYS
Yazarın, o yıllardaki toplumsal değişimleri, dönüşümleri yazmak gibi bir amacı yok. Öyküsünü yazarken yaşadığı yılların renklerinden, çizgilerinden, havasından çocukluk ve ilk gençlik yıllarına duyduğu özlemle söz ediyor. Çizdiği bu eski zaman tablosunda, yukarıda sözünü ettiğim değişimin izleri kendiliğinden yer alıyor.
Bu parça, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle sürdürülebilir?
A) Böylece örnek aldığı yazarlar arasındaki yerini alıyor.
B) Yaşadıklarını yansıtarak, okuyucuyu buna ma yanılgısına düşmüyor.
C) Biz de bunlardan düne, yani geçmişe yöne bilgiler ediniyoruz.
D) Sonuç olarak, yaşadığı toplumu aydınlatma amaçladığını göstermiş uluyor.
E) Böylece bugünün, geçmişten fazla farkı olmadığını bir kez daha belirtmiş oluyor.
48. 1998-ÖYS
(I) Posta işletmesi tarafından yeni bir grup pul piyasaya çıkarıldı. (II) Bu pullar, çeşitli konular içeriyor. (III) Bunlar arasında, az bulunan doğa varlıklarımızdan olan Van kedisinin tanıtımı türünün korunmasına yönelik çabaları kamuoyuna duyurmak amacıyla çıkarılan pullar da bulunuyor. (IV) Van kedisinin dünyadaki kedi ırklaarasında özel bir yeri var. (V) Bu değerli kedi türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. (VI) 5. nedenle Yüzüncü Yıl Üniversitesi Van Araştırma Merkezi tarafından bu konuda bilimse çalışmalar yapılıyor.
Yukarıdaki parçayı iki paragrafa bölmek gerekse ikinci paragraf kaçıncı cümleyle başlar?
A) II. B) III. C)IV D)V. E) VI.
49. 1998-ÖYS
Bir dönemde "Çalıkuşu kuşağı" vardı. "Çeviri roman okuyucusu" vardı. Yani okurların sayısı kendi içlerinde sınıflara ayrılabilecek kadar fazlaydı. Ne var ki bu kuşağın ardından; ilgi, kitap sayfasından görselliğe kaydı. Bu nedenle,
Bu sözler, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanabilir?
A) edebiyatımızın temel taşı sayılabilecek yaptılar hak ettiği değeri bulmuş oldu.
B) her sınıftan okuyucuya seslenen yapıtlar piyasaya çıkarıldı.
C) yeni okur kitlesine uygun gelecek yapıtlar verilmesi için beklemek gerekti.
D) sözünü ettiğimiz kuşak, düşünsel bir gelişim sağlayamadı.
E) kitap okuma alışkanlığı bir sonraki kuşağa aktarılamadı.
50. 1998-ÖYS
(I) Bir heykeltraş bitirdiği heykeline bir daha keski ya da çekiç vuramaz. (II) Bir ressam, tamamladığı tablosuna fazla rötuş yapamaz. (III) Oysa yazarların durumu farklıdır; onların malzemesi dildir. (IV) Yaratma yöntemi sanatçıdan sanatçıya değişir. (V) Onlar, yapıtlarını her an gözden geçirme ve değiştirme gibi bir ayrıcalığa sahiptir.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A)I. B) II. C) III. D) IV. E) V.
51. 1998-ÖYS
Sanatımda olgunlaşmaya başladığımı kendim de hissediyorum. Son zamanlarda yazdığım şiirlerde, sanatımdaki sıçramayı görmek mümkündür. Bunlar sık aralıklarla, üzerinde hiç oynanmadan yazılmış, o haliyle yayımlanmış olmasına karşın çok beğenilmiş şiirlerdi. Biri bittiği anda bir başkası ortaya çıkıyordu. Bastırılması güç, hatta olanaksız bir kaynağın fışkırması gibiydi. Bana büyük bir mutluluk veriyordu; ama daha sonra şiir yaşamımı çok engelledi bu şiirler. Çünkü...........
Bu parça aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanırsa sözü edilen sanatçının yeni şiirler yazmada zorlanmasının nedenini belirtir?
A) bir süre hiçbir şey yazamaz hiçbir şey yaratamaz oldum.
B) kendimi çağdaşım olan şairlerden çok farklı görüyordum.
C) nitelikli ürünler yaratabilmenin özel yetenek istediğini biliyorum.
D) yapıtlarımın daha iyisini yapabilmek için ince eleyip sık dokuyordum.
E) etkisinde kaldığım sanatçılardan daha iyi şiirler yazıyordum.
52. 1998-ÖYS
Öykü yazarken, okurun ilgisini kamçılamak, düşünmesini sağlamak gibi bir kaygım yok. Bu nedenle, onun merakını sürekli diri tutmak için, kurmaca izlenimi veren yöntemleri kullanmaktan da özellikle kaçınıyorum. Aslında bunların, anlattıklarımın içinde, kendiliğinden var olduğuna inanıyordum. Şu da var ki okur, merak öğesini diri tutma amacıyla oluşturulan yapay bir kurguyu hemen anlar.......
Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına gö*re aşağıdaki cümlelerden hangisi getirilebilir?
A) Bunun da öyküden alınacak zevki öldürece*ğini düşünüyorum.
B) İçtenlikle söylemek gerekirse, aslında öykücülükte iddialı bir yazar değilim.
C) Çünkü ben anlatımda içtenliği ön plana çıkaran bir sanatçıyım.
D) Alışkanlıktan olsa gerek, bütün öykülerimde merak uyandıracak öğelere yer verdiğimi fark ettim.
E) Bu nedenle bütün gücümü ilginç öyküler yazmak için harcıyorum.
53. 2000-ÖSS
İnsanın doğayla savaşmasında korkunun rolü yadsınamaz. Önemli olan, bu insanca duyguyu iyi değerlendirebilmektir. Nasıl ki kullanılması bilinmeyen bir silah bazen geri tepip büyük zararlara yol açabiliyorsa, korku da denetim altında tutulmayıp kendi başına bırakılırsa sonuç hiç kimse için iyi olmaz. Korkalım; ama neden, niçin korktuğumuzu bilelim. Korkuya yenilme kaygısının tutsağı olmayalım.
Bu parçanın sonuna düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilemez?
A) Korkuyla birlikte yaşamayı öğrenelim.
B) Korkudan, uygun biçimde yararlanmaya çalışalım.
C) Korkunun, toplumu değişik yönlerden etkile*diğini unutmayalım.
D) Korkuyu bir engel değil, bir araç olarak görelim.
E) Korkumuzun nedenini öğrenip ona göre davranalım.
54. 2000-ÖSS
(I) Rize'nin Pazar ilçesinde, Verçenik Yaylası'na gidecek minibüse bindiğimizde, uzun süren otobüs yolculuğunun yorgunluğunu unutmuştuk. (II) Yaklaşık beş saat süren minibüs yolculuğundan sonra, kararlaştırılan buluşma noktasına ulaştık. (III) Oradakilerle hoşbeşten sonra çadırları kurduk; sırt çantalarımızı boşalttık. (IV) İlk günler için getirilen taze yiyeceklerle, hemen küçük bir ziyafet sofrası kurduk kendimize. (V) Geceleri fark ettik ki, gökyüzü burada her zaman yıldızlarla doluydu. (VI) Hemen her gece yıldızlara bakarak düşler kuruyorduk.
Yukarıdaki parça iki paragrafa bölünmek istense, ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?
A) II. B) III. C) IV D) V. E) VI.
55. 2000-ÖSS
(I) Umarım siz benden çok daha fazla yaşarsınız; ama bu yaşlara gelince insanda yaşlılığın farklı bir etkisi oluyor. (II) Yeni bir işe başlarken endişeleniyorsunuz, bitirebilir miyim diye. (III) itiraf edeyim ki "Köleler ve Tutkular"a başlarken bu endişeyi yaşadım. (IV) Romanda her konu, yazılış süresini kendi belirliyor. (V) Hiçbir kitabımın üzerinde bu kadar yoğun çalıştığımı söyleyemem. (VI) Tam bir ağır işçi gibi sabah saat 8.30'dan akşam 20.00'ye kadar... (VII) Böylesine yoğun çalışmama karşın, kitabı tamamlamam iki yılımı aldı.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.
56. 2001 - ÖSS
Yazın değeri taşıyan bir roman, bir öykü, bir oyun, yaşam çevremizi genişletir; içinde bulunduğumuz gerçek dünyanın dışına çıkarır bizi. Tam tersine gerçekleri değişik bir gözle görmemizi, olaylara farklı açılardan bakmamızı sağlar.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
A) Bu elbette, bir kaçış ya da kendi gerçeklerimizden kopuş değildir.
B) İç gerilimlerimizden, sıkıntı ve bunalımlarımızdan büyük ölçüde kurtarır.
C) Okuma, insanı her türlü tutkudan kurtararak özgürleştirir.
D) Okuyan bir kişi, bütün bilgi eksiklerini giderebilir.
E) Okunan her kitap, iç zenginliğini artırır, duyguları harekete geçirir.


57. 2001 - ÖSS
(I) O, yaşamı yaşayarak öğrenmiş bir yazar. (II) Deneyimlerini ve gözlemlerini herkesle paylaş*mış. (III) Kendi kendine öğrendiği üç yabancı dili de iyi derecede konuşabilecek düzeye erişmiş. (IV) Öğretmenlik yapmış, siyasetle uğraşmış, yurtiçi ve yurtdışında birçok yeri görmüş. (V) Kimi roman ve öyküleri ancak ölümünden sonra yayımlanabilmiş. (VI) Gezdiği, gördüğü yerlerin yöresel renklerini büyük bir ustalıkla yapıtlarına yansıtmış.
Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.


58. 2001 - ÖSS
(I) Mektup on altıncı yüzyıla kadar salt haberleşme amacıyla kullanılıyor, bu anlamda bir tür gazete görevi de yapılıyordu. (II) On altıncı yüzyıl dan sonra ise söz konusu görevinin yanı sır duygu ve düşünceler de mektuplar aracılığla paylaşılmaya başlandı. (III) Goethe'nin ciltler dolusu özel mektupları, Schiller'in yazışmaları. Gogol, Puşkin, Byron'ın unutulmaz mektupları bunlar arasında sayılmaya değer niteliktedir. (IV) Candide yazarı Voltaire'in yazdığı mektuplar bilgi vermek, danışmak, bilgi almak, yapıtlarını taramak gibi değişik amaçlar içerir. (V) Bu büyük ustanın en başarılı mektuplarıysa, duygularını paylaşmak için yazdığı mektuplardır. (VI) Bunlar, özentiye kaçmadan, yapaylığa düşmeden, içten geldiği gibi yazılmış mektuplardır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragrafın kaçıncı cümleyle başlaması uygun olur?
A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.


59. 2002-ÖSS
.................Onlardan hep ağır, oturaklı kişiler olmaları istenmiştir. Sanki öyle davranınca saygın olunacakmış gibi! Bir çocuk, öğreniminin ancak ilk yıllarında gülebilir. Daha büyük sınıflarda hiç gülebilir mi? Adı hemen "sırıtık"a çıkar. İş yaşamında müdür memura gülmez; memur vatandaşa gülmez. Neden bu asık yüzlülük? Nereden kaynaklanıyor bu gülme korkusu?
Bu parçanın başına, düşüncenin akışına aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Kimileri, beğenilen insanların, az gülen insanlar arasından çıktığı görüşünü benimser.
B) Büyükler, küçükleri eleştirip onlardan kendileriri gibi düşünmelerini beklerler.
C) Çok gülenlerin, kimi zaman çevresinde rahatsız edebileceklerini düşünmeleri gerek.
D) İnsanlarımızın gülmeye yatkınlığı vardır; at buna sürekli engel olunmuştur.
E) Toplumumuzda, genellikle, ağırbaşlı öne çıkmıştır.


60.2002 - OSS
insanların beğenileri birbirine uymaz. Belki o kırmızıdan hoşlanıyor, siz yeşili seviyorsunuzdur. Belki o, VVagner'in müziğini beğeniyor, siz Mozart'ı yeğliyorsunuzdur. ...............Gördüklerinden ve dinlediklerinden aldığı tat sizinkine uymuyor diye karşınızdakini zevksizlikle, kabalıkla suçlamaya hakkınız yoktur.
Parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Kimi zaman beğenilerinizin bağdaştığı da olur.
B) Öteki sanat dallarında da böyledir bu.
C) Öyleyse nelerden hoşlandığınızı bilmeniz gerekir.
D) Çünkü, insanların beğenileriyle davranışları arasında ilişki vardır.
E) Değerlendirmeleri belirli ölçütlere göre yapmak gerekir.


61.2002 - ÖSS
Okurlarını bilgilendirmekle birlikte onları kendi düşüncelerine göre yönlendirmekten kaçınan bir eleştirmendir. Ele aldığı kitabın niteliklerini sıralar fakat onunla ilgili öznel yorumlardan kaçınır. Dana doğrusu, yapıtla ilgili kesin bir yargıya varmayı okurlarına bırakır. Bu tutum................
Bu parçanın son cümlesi, düşüncenin akışı*na göre aşağıdakilerden hangisiyle tamamlanabilir?
A) bilinçli bir okur kitlesinin oluşmasını sağlar.
B) onun, bilgilerine güvenmediğini gösterir.
C) yazarın, geniş okur kitlelerince anlaşamamasına neden olur.
D) okurun, okuma zevkini köreltir.
E) onun, kişiliğine olan saygıyı azaltır.


62.2002 - ÖSS
(I) Havasından mı, suyundan mı, bilmem; ama aşkadır bu yörenin insanları. (II) Sıcacık yürek, gülümseyen yüzler, içten yaklaşımlar... (III) Yardımsever, konuksever tavırlar ve yoğun bir insan sevgisi... (IV) Çoğu kişiye zaman kaybı gibi gelir insanlarla ilgilenmek. (V) Bu insanlarda sonradan öğrenilen değil, içten gelen bir yaşama sevinci vardır. (VI) Güldüler mi içten gülerler, gözlerinin derinliklerinde yakalarsınız tebessümlerini.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II. B) III. C) IV. D) V E) VI.


63. 2003-ÖSS
(I) Dünya edebiyatında ve Türk edebiyatında yazarlara ve öteki sanatçılara ait önemli mektuplar var. (II) Yazınsal değer taşıyan bu mektuplar, o yazarların gizli dünyalarını da açar bize. (III) Bunlar, okuyana her dönemde yeni yeni tatlar verir. (IV) Sanatçıların ya da yazarların birbirlerine yazdıkları mektuplar kitaplaşınca artık onların malı olmaktan çıkar. (V) Kişisellikten kurtulur, toplumsal işlev yüklenmeye başlar. (VI) İki sanatçının özel, gizli ürünleri olma niteliğini yitirir, kitlelerin ortak malı olur. (VII) Yığınlara seslenir, iletilerini yüksek sesle dile getirir.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.


64. 2003-ÖSS
Yazma işinde insanın başarıya ulaşması için verilecek reçetelerin, tek başına hiçbir yarar sağlamayacağını düşünen bir yazar şöyle diyor: "Yüzde doksan dokuz yetenek, yüzde doksan dokuz disiplin, yüzde doksan dokuz çalışma..." Yaptığı ile hiçbir zaman yetinmemeli yazar. Yaptığı ne kadar iyi olursa olsun gene de yapılabileceğinden iyi değildir. Sanatçılar, çağdaşlarından ya da öncekilerden daha iyi olmakla yetinmemeli. Kısacası bütün sorun------------------
Bu parçadan boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) özgün bir yapıt ortaya koyabilmekte.
B) başka sanatçıların yaptıklarını izleyebilmekte.
C) insanın kendisini yenileyip aşmasında.
D) daha önce ele aldığı konulara değinmemekte.
E) değişik türlere yönelmekte.


65. 2003-ÖSS
Gözlemlerden, yaşantılardan yola çıkıp çok başarılı olmuş sanatçılar vardır; ama aynı yöntemle yazmasına karşın başarılı olamamış, hiçbir iz bırakmamış sanatçılar da çoktur. Örneğin Balzac, hiç evlenmemiş, babalık yapmamış; ama dünyanın en canlı babası Goriot Baba'yı yaratmıştır. Öte yandan bütün yapıtlarını okuduğum Panait İstrati, yaşantısından, gözlemlerinden yola çıktığı hâlde çoktan eskimiştir. Bu örneklerden çıkarılacak sonuç,..................
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) edebiyatçının anlattıklarını yaşamış olmasının değil, okura yaşatmasının önemli olduğudur.
B) başarılı romanlar yazabilmenin ilk koşulu, yazarın, anlattıklarına tanık olmasıdır.
C) her romanın, konusuna özgü bir yazma yöntemi gerektirdiğidir.
D) romandaki başarının sanatçının kişilik yapısına bağlı olduğudur.
E) kimi romanlardaki başarısızlığın birçok nedene bağlanabileceğidir.



66. 2003-ÖSS
Okumaya nereden başlasam? Hangi türden kitaplar okusam? Böyle soruları yanıtlamada zorlanmışımdır hep. Bilirim ki söyleyeceklerimin yönlendirici bir işlevi olmayacaktır. Çünkü her kitabın etkisi, okurun okurluk yaşantısına, birikimine göre değişiklik gösterir. Birinin yüreğinde titresimler yaratan bir kitap, bir başkasının ruhunu kurtarır; esnetir, ağırlığı altında ezer onu. Birine çarpıcı, renkli yaşantılar sunan bir kitap, ötekine bayağı, sıradan gelebilir..................
Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Görüldüğü gibi okuma çok yönlü bir etkinliktir.
B) Sözün kısası bir kitabın herkes üzerinde aynı etkiyi bıraktığı söylenemez.
C) Ne var ki iyi bir okur, hangi amaçla okuduğunun bilincindedir.
D) Bu nedenle okuma, okurun kimi bilgi ve becerilerle donanmış olmasını gerektirir.
E) Aslında okurun, okuduklarını bir zihinsel süzgeçten geçirmesi gerekir.



67. 2003-ÖSS
...............Ozanlar da yazarlar da yaşantı işçisidir bir bakıma. Gerçek yaşamdan, nesnel dünyadan kazandıkları yaşantıyı yeniden üretirler. Bu yeniden üretme ya da yaratma süreci içinde estetik bir tat katarlar ona; coşku ve düşünceyle beslenen bir özle yoğururlar onu. Yoğurdukları özü, okura ulaştıracak uygun yollar, uygun biçimler ararlar. Şiir, öykü, roman, oyun gibi türlere özgü yasaların içinde yeni konumlar kazandırırlar yaşantıya.
Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Yazınsal yaratının gücü, okurda düşünsel bir değişme yaratmasına bağlıdır.
B) Okur, romanda, şiirde ya da öyküde karşılaştığı yaşamı, düş dünyasında değiştirerek geliştirir.
C) Kimi sanatçılara göre yazınsal yapıtlar, okurun yaşamı algılama gücünü artırmalıdır.
D) Gerçekte türü ne olursa olsun, her yazınsa yaratının malzemesi yaşantıdır.
E) Şiirler, romanlar, öyküler, okurun yüreğine yeni duygular uyandırmayı amaçlar.


68. 2003-ÖSS
Klasik öyküyü çok seviyordum. Bu biçimi, özelikle ilk kitabım için, bilinçli olarak seçtim. Bu tür kitapları ilk okuyuşumda, beğendiğim cümlelerin altını çizer, sonra onları bir deftere yazar ve tekrar tekrar okurdum; bundan da çok zevk alırdım Sonra bir gün Knut Hamsun'un Açlık adlı yapıtnı okudum. Altı çizilecek tek bir satır bile bulamadım. Oysa kitabı çok beğenmiştim; beğenmek de ne kelime, çarpmıştı kitap beni. "Nerede bunaltı çizilecek satırları?" diye düşündüm. Aynı şeyi, sevdiğim öteki yazarların yapıtlarında da gördüm...............Şimdi niyetim, altı çizilecek tek satırı bile olmayan bir kitap yazmak.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Demek ki ben, kimsenin başaramadığını başarmıştım.
B) Artık, okurken kitabın sonuna kadar dikkatimi canlı tutamıyordum.
C) Sanatta ulaşmak istediğim özgünlüğü yakaladığımı o zaman fark ettim.
D) Sonunda, özlü sözlerden çok, yalın anlatıma değer verilmesi gerektiğini anladım.
E) Söylenenlerin tersine, çağa ayak uyduramamıştım


69. 2004 - ÖSS
Anlatımı güzelleştiren ya da çirkinleştiren etkenler çok yönlüdür. Dil konusunda çalışmayı yapanlar ayrı ayrı adlar altında ele alırlar bu etkenleri. ................Doğrudur da. Çünkü duygu, düşünce, olay ve olguları sözcüklere dökmedir anlatım. Anlatımın gücü, sözcüklerin kullanımında, onların birbirleriyle oluşturduğu bağıntılardadır.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Bununla birlikte, yazınsal söylemle bilgilendirme amaçlı söylemin farklı olduğunu bilirler.
B) Dilin sunduğu olanaklardan yararlanarak değişik cümle türlerine başvururlar.
C) Ne var ki bunlardan her birinin eninde sonunda gelip sözcüklerin seçimine ve kullanımına dayandığını vurgularlar.
D) Sözgelimi, görüntüler yaratacak, daha doğrusu düşünsel resimler oluşturacak sözcükler seçerler.
E) Sözcüklerin, kişilerin deneyim ve yaşantısına göre değişen anlamlarına çağrışımsal anlam derler.



70.2004 - ÖSS
Babalarla, çocukların birbirini anlayamadığı kimi dönemler vardır. Böyle bir dönemden ben de geçtim. Bugün artık hayatta olmayan babamla ilişkilerim, yaşamımdaki en büyük üzüntülerden biridir. Çünkü o zamanlar, dünya görüşüyle benim karşımda yer almıştı; ama hiçbir zaman beni reddetmedi tersine anlamaya çalıştı. Bense onun o görüşte olmasını kabul edemedim.
Bu parçanın sonuna aşağıdakilerden hangisi getirilirse konuşan kişinin "pişman" olduğu anlaşılır?
A) Aslında, farklı düşünse de hoşgörülü olabilirmiş insan.
B) Bunda çevremin de etili olduğunu anladım.
C) Babamın öyle biri olması, beni ondan uzaklaştırıyordu.
D) Çünkü ben gençtim ve doğruları yalnız ben görebiliyordum.
E) Her sorunun, kendine özgü bir çözümü vardır.



71. 2004-ÖSS
Dilleri, zengin yoksul, eksikli, yetkin gibi sözcüklerle nitelendirmek bilimsel gerçeklerle bağdaşmaz. Her dil, olayları, durumları, varlıkları, evreni, kendince adlandırıp yansıtır. Bir başka deyişle, o dili kullanan toplumun yaşama biçimiyle ilgilidir bu. Örneğin, Türkçede dört ayrı sözcükle anlatılan "baldız, elti, görümce, yenge" için, İngilizcede yalnızca "sister - in - law", Almancada ise "Schâgerin" karşılıkları vardır. Bunun gibi Türkçede "kayınbirader, enişte, bacanak" ilişkisi, İngilizcede "brother - in - law", Almancada ise "Schvvager" sözcüğüyle belirtilir.
Bu parça düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisiyle sürdürülebilir?
A) Böyle olduğu işin, Türkçe işlenmiş, gelişmiş kültür dili sayılan bu dillerden daha zengindir diyebiliriz.
B) Bu durumda Türkçenin insanoğlunun acılarını, tutkularını, düşlerini doğadaki varlıklardan yararlanarak anlatan, olanakları geniş bir dil olduğu görülür.
C) Bu bizim, olsa olsa Türk toplumunda aile ve akrabalık ilişkilerinin ayrıntılı olarak yer aldığını, bunun da söz varlığımıza yansıdığını gösterir.
D) Oysa Türkçede bir nesne ya da varlığı anlatabilmek için doğadaki bir başka nesne ya da varlıktan yararlanma söz konusudur.
E) Daha doğrusu, "İstenirse Türkçeyle anlatılamayacak hiçbir kavram yoktur." düşüncesini yaygınlaştırmak gerekir.


72. 2004-ÖSS
Bilmiyorum eski dergileri gözden geçiriyor mu*sun? Bunların kimilerinde, okurlara özel bir sayfa ayrılırdı. Bu sayfada, dergiye gelen mektuplardan parçalar yer alırdı. Bunların büyük bölümünde, şimdi senin yönelttiğin türden sorular ve yakındığına benzer sorunlar dile getirilirdi. -----------Dün de böyleydi yarın da böyle olacak belki.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Sana önerim, kendi sorunlarını kendin çözmendir.
B) Dergilerin yanlış bir tutumudur bu.
C) Şiir yazmayı sürdürürsen, zamanla, bu türden sorulara cevaplar bulabilirsin.
D) Diyeceğim o ki gerçekte yeni bir durum değil bu.
E) Bence her durum, ötekinden farklı özellikler taşır.


73. 2005-ÖSS
(I) Romanlar vardır, daha ilk sayfasında olay örgüsünün çekim alanı içine alır okurunu. (II) Kan basıncını yükselten heyecanlar yaratır okurda. (III) Kimi romanlar da vardır, dilsel örüntüsüyle okurun aklına olduğu kadar yüreğine de seslenme yolunu seçer. (IV) Romanda özgünlük, derinlik çok yönlülük aranır. (V) Daha doğrusu, okurun, okuma eylemine tüm varlığıyla katılımını sağlar. (VI) En yüksek coşkuları, estetik tutkulara dönüştürür.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.


74. 2005-ÖSS
(I) Resim ve heykel sanatçıları insan elleri üzerinde çok durmuşlardır. (II) Ortaçağdan bu yana, ressamların yaptığı portrelere baktığınızda gözlerden çok, ellerin öne çıktığını görürsünüz. (III) Gergef üzerinde dolaşan, çenesini avuçları içine alan, vücut boyunca sarkan eller... (IV) Mutluluğun parıltısını, kaygıların kaynaşmasını, yaşamaktan usanışı hep bu ellerde görürsünüz. (V) Bundan on binlerce yıl önce insan daha kafasıyla düşünemezken elleriyle düşünmüş. (VI) İnsan geometri bilmeden su bentleri yapmış, matematik bilmeden parmaklarıyla saymış, sanat ve güzellik üzerine hiçbir bilgisi yokken mağara duvarlarını, bugün usta ressamların bile yapamayacağı resimlerle donatmış. (VII) Bilimsel ve sanatsal yaratılar konusunda övündüğümüz ne varsa hepsini, insan elinin çağlar boyunca yaptığı hareketlere borçluyuz.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
A) II. B) III. C) IV. D) V. E) VI.


75. 2005-ÖSS
Konuşurken yeterince düşünüp en uygun sözü ve söyleyişi bulmaya zaman yoktur. Ama yazdığımız bir yazıyı her okuyuşta, o yazıdaki, dalgınlıktan, dikkatsizlikten doğan yanlışları görüp düzeltme; düşünme ve araştırma eksikliklerini tamamlama, gereksiz bölümleri atma olanağı vardır.----------------
Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına gi re aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Kısacası her yazarın en çok önem verdiği nokta, sözcük seçimi olmalıdır.
B) Bunun için yazar, araştırmayı zorunlu konuları işlemelidir.
C) Sözün kısası yazar, tümcelerini ayrıntılarla doldurmaktan kaçınmalıdır.
D) Bu nedenle her yazar, yazısını gün ışığına karmadan önce döne döne denetlemelidir.
E) Açıkçası yazar, konuşma dilini değil, yazı dilini kullanmalıdır.


76. 2005-ÖSS
Edebiyatta olup bitenleri, edebiyatın canlılığını yazarın verimliliğini hatta yapıtlarının basan: ya da başarısızlığını kuşaklarla, yaşla değerlendirmek çoğu zaman bizi yanlışlığa götürür. Dostoyevski en büyük iki yapıtından birini, "Karamazof Kardeşler"i ölmeden hemen önce bitirdi, Thomas Mann ise gene en büyük iki yapıtından olan, "Buddenbrook Ailesi"ni bitirdiğinde yirmi altı yaşındaydı. Bu iki yazar da ömürlerinin erken ve geç dönemlerinde başka birçok kitap yazdılar. Bu örnekler bize-------------------
Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına re aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) yazarların, yeni dünyalar kurma çabasıyla sürekli bir arayış içinde olduklarını gösteriyor.
B) bir yazarın yapıtlarının hep birbirine be meşinin yaratabileceği güçlükleri hatırlatıyor.
C) yazarların, yazma ve yaratma gücünün yaşla açıklanmayacak bir olgu olduğunu gösteriyor.
D) yazarların kimi dönemlerde kalıcı ürünler verdiğini; ancak bunu sürdürmenin güç olduğunu kanıtlıyor.
E) yazarların, yeni konular bulduklarından çok çalışmaları gerektiğini yansıtıyor.


77.2005 - ÖSS
Başarılı şairlerin hepsi, kendilerinden önceki şairlerin şiirlerini okuyarak öğrenmişlerdir şiir yazmayı. Kendi başınıza da olsa, bir ustanın denetiminde de olsa, şiir yazmayı öğrenmek için ne yapmanız gerektiği bellidir: Beğenilen şiirleri teker teker okuyacak, değerlendirecek, işin sırrına varmaya çalışacaksınız. Şöyle bir okuyup geçmekte değil işin sırrı. Her şairi, her şiiri ayrı ayrı, titizlikle irdeleyeceksiniz. Sözcükleri nasıl seçmiş, nasıl birbirine bağlamış? Dizeleri nasıl kurmuş? Bu türden birçok sorunun yanıtını ararken bütün emeğiniz boşa da gidebilir. Bu nedenle,--------------
Bu parçanın sonuna, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) şairliğe özenen bir insanın şiiri zevk almadan okuması düşünülemez.
B) şiir yazanlar, kimi sıkıntılara katlanmanın yanı sıra amacına ulaşamamayı da göze almalıdır.
C) şiir yazabilmenin ilk koşulu, iyi şiiri kötüden ayırabilmektir.
D) kötü şiirler, üzerinde uzun uzun çalışılmadan, değişik denemeler yapılmadan yazılanlardır.
E) şiirin yapısını, doğasını kavramamış insanlar,kendilerini şair sanıyorlar.



78.2005 - ÖSS
----------------Bir sözcük tek basınayken ses ve anlam yönünden etkileyici özellikler taşımayabilir. Ancak aynı sözcük cümlede öteki sözcüklerle yan yana geldiği zaman etkileyici nitelikler kazanır. Kısaca şunu demek istiyorum: Bir yapıtta anlatımın sağlamlığı, sözcüklerin seçimine ve bunların yerli yerinde kullanılmasına bağlıdır.
Bu parçanın başına, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Bir yazıya başlarken akla ilk gelen sözcük en uygun sözcüktür.
B) Dillerin söz dağarcığı birbirinden farklıdır.
C) Sözcüklerin gücünü kullanımları belirler.
D) Düşünceleri, gelişigüzel söylemekten kaçınmak gerekir.
E) Süslü ve özentili anlatım iyi düşünememekten kaynaklanır.



79. 2005-ÖSS
Ünlü eleştirmenlerimizden biri: "Deneme yazıyorsanız belli bir birikiminiz, söyleyecek sözünüz olmalı." diyor.------------Çünkü onun hem engin bir bilgi birikimi hem de söyleyecek pek çok sözü var.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Kendisi de öyle bir eleştirmen olmak istiyor.
B) Bu söz o yazarımıza çok uyuyor.
C) Kimileri onun bu görüşüne katılmıyor.
D) Bu nitelikleri taşıyan pek çok sanatçımız var.
E) Bu niteliklerden yoksunsanız eleştirmen sayılmazsınız.


80. 2005-ÖSS
Yazdıklarımın herkesçe okunmasını istiyorum. Beni okuyanların, kitaplarımda kendinden bir parça bulabilmesini, yüreğine seslenen bir şeyler yakalayabilmesini istiyorum. Çünkü önemli olan, okurun, kitapla ve yazarla sıcak bir bağ kurabilmesidir. Bu nedenle olabildiğince duru bir dil, yalın bir anlatım yeğliyorum. Kimi zaman kısa cümlelerim yadırganıyor; ama ben bunu bilinçli olarak yapıyorum.--------------; ancak benim seçimim yalınlıktan yana. Bu sadelik içinde okurun yüreğine ve beynine ulaşabiliyorsam ne mutlu bana.
Bu parçada boş bırakılan yere, düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilebilir?
A) Ben de bilirim yarım sayfa süren tümceler kurmayı, süslü ve ağdalı bir dil kullanmayı
B) Zaten her konu kendi biçim ve biçemini birlikte getiriyor
C) Ben, sanat yapmak adına anlaşılmaz olmayı seçenlerden değilim
D) Her yazarın anlatımını renklendiren ilginç söz buluşlarından yararlanırım
E) Yazarken, sözcükleri seçmede ince eleyip sık dokuyorum




15.A 16.E 17.E 18.D 19.C 20.B 21.D 22.C 23.A 24.D 25.B 26.C 27.E 28.A 29.D 30.C 31.C 32.B 33.D 34.B 35.B 36.A 37.D 38.D 39.B 40.E 41.C 42.C 43.D 44.D 45.B 46.E 47.C 48.C 49.E 50.D 51.D 52.A 53.C 54.D 55.C 56.A 27.D 58.C 59.D 60.B 61.A 62.C 63.C 64.C 65.A 66.B 67.D 68.D 69.C 70.A 71.C 72.D 73.C 74.D 75.D 76.C 77.B 78.C 79.B 80.A