Nerdeyse ışığa inanmaz olacaktık,
Öyle hızla büyüyordu içimizdeki karanlık…
Kalamışta,
Öğlen sıcağında,
Heykeltraş Kuzgun’la beraber
Damarları varisli ve mermer bir masanın başında
Yeni kesilmiş iki sığır kulağı gibi otururken,
(Bu Kuzgun’un susması demek değil ya hoş,
O ara MİT’olojik işkence usulleri hazretin en büyük merakı.)
Buz gibi biliyordum
Ne kadar su koysan üstüne,boş,
Ağarmayacaktı önümüzdeki nâmıssız rakı…
Yandaki sokaktan mayolu gençler geçiyor,
Gözlerinde fosfor,bacaklarında 4000 kalorilik gurur,
Geçiyorlar Rüzgâr Gibi Geçti kızlarıyla ;
Mutluluk omuzlarına atıverdikleri o yumuşacık havlu…
Düzenleri düzenlerine mübarek olsun !
Ben burda öbür gençliği ihtiyarlıyorum .
O ,
Daireden daireye,
Apartımandan apartımana,
En enli arz dairesinden en boylu tul dairesine taşınırmışçasına,
Güneş bombalarını,
Yıldız kitaplarını
Ve çiçek dürbünleriyle tüfeklerini
Ve kurşundan ağır,kurşundan vahim yüreklerini
Gık demeden taşıyan
O Sevgi ve Öfke Hamallarını
Kendi ecel terlerimle terliyorum
Damarları varisli ve mermer bir masanın başında…

Kargaların şânındanmış,
— Biri söyledi, ama kim?—
Yezitler gagalarına geçirdikleri kemikleri
Kırıp iliklerini sömürmek için
Yükselip yükselip taa yukarlardan
Tak diye bırakırmış damların üzerine
Garson öğlen ajansını açtığı zaman,
Çatırtısı geliyordu kaval kemiklerimin
Bitişikteki Rum kilisesinin arduvazlarından…

“Garson dedim, bana biraz sabır ver
-Allah’tan isteyeceğini benden istiyorsunuz paşam, dedi.
-Öyleyse bir Allah ver, dedim
Gitti bir daha gelmedi.”

Nasıl da hırtça bölündük birader!
Herifler satırı indirince,
Sakatatçı dükkanına döndük,
Ciğerler, kelleler, işkembeler…
Gözümün ucuyla bakıyorum
O tenhalar kahramanı mistik serçe
Tabağın dibinde kalmış kurtlu kirazları didikliyor,
Yanaşmış gizlice
Yalnızlığın ufunetleri bunlar!..
- Ama geçer, geçer hepsi
Yakında hapse girince…
Gerçi… gerçi…

Can Yücel 1972 Yazı