Yükselen milliyetçi duygular değil, fırsatı kollayan siyasi seslerin yükselmesidir. Doğu, Cumhuriyet'in kuruluşuyla özgürlüğüne kavuşacağını zannetti.

1950 Yılına kadar demokrasiden, siyasetten nasiplendirilmemiş bir halktır Doğu halkı. Demokrat Parti’nin iktidar olmasıyla birlikte, siyasi parti teşkilatlarının açılışı başlamıştır. Demokrasi, hâlâ halkın özgürlüğünü, oy kullanma tercihini bireylerin iradesine günümüzde de teslim edememiştir. Aşiret ağalarının işareti ne yöneyse, oylar da sandıkta o partiye verilmektedir.

(DTP Genel Başkanı Ahmet Türk de bir aşiret ağasıdır!) Onlarca yıldır maraba bir halk yaşamıştır. Ağanın söyledikleri vahiy olan, isteklerin töreyle katledildeği bir geleneğin mağdurlarıdır. Halktan biri başını kaldıracak olsa, ağayı valinin, kaymakamın, garnizon komutanın yanında görmüştür. Kimi kime şikayet edeceksin yaklaşımı, devlet dairelerinden halkın kucağına Doğu'da düşmüştür.

Cumhuriyetle birlikte bir çok aşiret, batıya göçe zorlanmıştır. Bir çok ilde Kürtlerin çoğunlukta olduğu ilçeler vardır. Daha ilk başta potansiyel tehlike olarak görülmüşlerdir. Potansiyel tehlike zihniyeti, gerçekten de halkın içinden bir tehlike çıkarmayı başarmıştır. Şimdi de siyaseti bu tehlike belirlemektedir. Yerel yönetimler halkın tercihini ağalardan kurtardığını, siyasi sempatisini nereye yönelttiğini görmesi gerekenlerin gözlerinin içine sokmaktadır.



Doğu halkını aşiret ağaları ve terör örgütünün fotoğraf karesine yerleştirdiğimiz sürece, insaflı ve adaletli bir değerlendirmede bulunamayız. Milliyetçilik; misak-ı milli sınırları içerisinde yaşayan halkın ırkına, diline bakmaksızın kardeşçe yaşamaktır. Irkçılık Cumhuriyet'in Kuruluşu öncesinde içimize atılan en korkunç düşman olmuştur. Kurtuluş Savaşı’nda kazandığımız topraklar, anlaşmalarla geri verilmiştir. Türkiye’nin yedi katı büyüklüğündeki topraklarımız, tek bir kan akıtılmadan teslim edilmiştir. Osmanlı topraklarını emperyalist güçler değil, ırkçı düşünce parçalamıştır. Sadece dillerde pelesenk olan iki deyim, Kürt halkının nasıl bir aşağılanmaya itildiğini göstermektedir: “Kürt’ten evliya olmaz” ve siyasi jargonda yerini bulan “En iyi Kürt ölü Kürt’tür.”



MHP ve BBP Doğu'da yaşanan olaylara daha sağlıklı bakabilmelidir. Nasıl Doğu halkının temsilciliğini üstlenen bazı sivil toplum örgütlerini sorguluyorsak, milliyetçi düşüncenin temsilciliğini üstlendiğini gördüğümüz siyasi kadroların da sorgulandığı gerçeğini bilmeliyiz. Milliyetçi düşüncenin kendi içinde bir vizyon ve düşünce sorgulamasına girdiğini uzun süredir biliyoruz. Dışarıya karşı aynı dili kullanan milliyetçi düşüncenin taban ve tavanını oluşturan yapı, kendi içinde sert eleştirilerde bulunabilmektedir. Doğu halkının da dışarıya karşı aynı dili kullandığını, kendi içlerinde bir hesaplaşma yaşandığını görmek zorundayız. Türkiye’de bütün siyasi ve ideolojik hareketler bir hesaplaşmanın eşiğine gelmiştir.



1950 Yılına kadar CHP zihniyeti sadece Doğu halkını ezmemiştir, Komünistler de, İslamcılar da, Milliyetçiler de bu dönemde aynı baskılara maruz kalmıştır. Milli Şef yakıştırması boşuna değildir. Despot bir yönetim biçiminin adlandırılmasıdır. Halkın en çok aşağılandığı bir dönemdir. Hâlâ o kuşağın kafasında ülke askerlerce yönetilmektedir, bu kanı yanlış da değildir. Doğu'ya yatırımı sağ iktidarlar götürmüştür. Doğu'yu adam yerine sağ partiler koymuştur. CHP’nin Doğu'yu horlayan yaklaşımının sorumlusu bugünün milliyetçileri de değildir. Milliyetçiler sadece düşünce olarak bazı şeyleri hazmedememektedir, ama CHP yönetimi tek parti iktidarında halkın burnundan getirmiştir.



Halk/halkımız o kadar çaresizdir ki, yıllarca kendini ezen zihniyetten hep umut beklemektedir. CHP zihniyeti bir siyasal hareket değildir, kendini devletleştirmiş bir yapıdır. İktidarda olması ya da muhalefette olması önemli değildir. Kendilerini devletleştiren bu zihniyet yıllardır kavgalı olduğu milliyetçileri dahî sokaklara dökerek, onların seslerini kendine dönüştürebilir. Milliyetçi düşüncenin şehitlik duygularını yüksek tutar ama başörtülü bir şehit anasını kışlanın kapısından içeriye sokmaz. Başörtülü bir şehit anasının elini cenaze töreninde en yüksek rütbeli bir asker kameraların karşısında öper ama Cumhuriyet kutlamasında bir başörtülü şehit anasını görmek istemez.



Türk Kürt kardeştir deriz, Türk ırkından olanlara sahip çıktığımız kadar Kürtlere sahip çıkmayız. Türkmenler nasıl kardeşimizse, Kürtler de kardeşimizdir demeyi dilimize yakıştıramayız. Bu saçmalığa bir son verme zamanı gelmiştir. Doğu'da sadece terör yoktur, Doğu'da dış güçlerin gözü yeraltı kaynaklarındadır, iç düşmanların gözü emeksiz para kazanma sevdasındadır. Bunun içinde Türk de vardır, Kürt de vardır. Yıllarca devletin merhametli yüzünü göremeyen, ağaların kölesi olan bir halk, Apo’nun peşine neden düşmüştür, oturup düşünmek gerekir!



Malatya’dan sonra Doğu’ya göz atmak yeterli olacaktır. Anadolu’nun bir çok il ve ilçesi de mağdurdur sözü, ya da doğunun zenginleri neden oralara yatırım yapmamıştır tenkitleri geçerli mazeretler değildir. Bir bölgeden bahsediyoruz, ilden, ilçeden, beldeden değil. Oralara yatırım yapılması devletin kendi kimliğini taşıması anlamı taşımaktadır. Halkın toprakla buluşmasıdır. Yeraltı kaynaklarının zenginliği yabancı devletlerin ağzını sulandırmaktadır.



Melsa Yayınları’ndan (Marks, Engels, Lenin, Stalin, Abdullah-Apo- isimlerinin başharflerinden oluşmaktadır.) Ali Fırat müstearıyla kitapları yayınlanan Apo’nun gerçek niyetini okuyabiliriz. Her şeyden önce din düşmanıdır, ırkçıdır, devlet kurma niyeti taşımaktadır. Komünizmi de, dini de, ırkını da kullanmaktadır. Devletin varolan yapılarına karşılık bütün birimleri kurmuştur. Dinsizdir ama Yurtsever Mollalar Birliği'ni kurmaktan geri kalmamıştır.



“Türk Kürt kardeştir, ayrım yapan kalleştir.” İlk ayrım, devletin temsilcileri tarafından yapılmıştır. Bir kalleş arayacaksak, CHP zihniyeti yeterli olacaktır. Doğu halkı hâlâ sol düşüncenin kendini kurtaracağını düşünmektedir. Aleviler de CHP’den çektiğini hiçbir siyasi yapıdan çekmemiştir, onlar da hâlâ CHP’den medet ummaktadırlar. CHP bir dikta yönetim biçimini yıllardır temsil ettiği halde, demokrasinin havariliğini elden bırakmaz, CHP yıllardır faşist bir düşünce taşıdığı halde, ırkçılığı kınayan beyanatlarda bulunur. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin en büyük düşmanı İsmet İnönü zihniyetini devam ettiren anlayıştır. İnönü’nün Kürt kimliğini taşıdığını söylemek bir cevap olmayacaktır. Bu ülkede safkan Türk, Kürt aramamıza gerek yok, safkan insanlıktır ve dürüstlüktür damarlarımızda akacak olan kan!...

Alıntı